Deniz Haydutlarının Türkiyede Yargılanması Meselesi

Deniz Haydutlarının Türkiyede Yargılanması Meselesi Puan: 5 üzerinden 5

Yakın geçmişe kadar varlığı son derece azalan deniz haydutluğu son yıllarda olabildiğine artmış; öyle ki uluslararası ticaretin en önemli taşıma alternatifi olan denizyolu taşımasının bir numaralı problemi haline gelmiştir. Özellikle 2005 yılı ve devamında Aden Körfezi ve Somali karasularında gerçekleştirilen deniz haydutluğu faaliyetleri daha uzak ancak daha güvenli yolların tercih edilmek durumunda kalınması, sigorta maliyetlerinin yükselmesi, güvenlik harcamalarının artması gibi doğrudan ve dolaylı bir çok etken ile deniz taşımacılığının maliyetlerini arttırmış; deniz haydutluğunun uluslararası ticarette sebep olduğu zarar milyar dolarlarla ifade edilmeye başlanmıştır.

Siyasi iktidarsızlık, artan fakirlik, hukuki düzenlemelerdeki yetersizlik gibi etkenlerin doğurduğu deniz haydutluğu suçu denizyolu ticareti ve seyrüsefer güvenliğini ciddi anlamda tehdit etmekte, denizyolu ticaretindeki artışa paralel olarak her geçen gün etki alanını arttırmaktadır.

Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince alınan kararlar doğrultusunda gerçekleştirilen müdahaleler olmak üzere uluslararası toplum deniz haydutluğuyla topyekün mücadele halindedir. Bu anlamda temel normatif düzenleme olarak kabul edilen 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile deniz haydutluğu ile mücadelenin ilkeleri ve bu bağlamda devletlere tanınan evrensel yargılama yetkisinin kapsamı belirlenmiştir.

Açık denizler ve hiçbir devletin yargı yetkisine tabi olmayan yerlerde gerçekleştirilen deniz haydutluğu fiilleri bakımından her devlete deniz haydutlarına müdahale yetkisi tanınmıştır. Ancak Somalili deniz haydutlarınca gerçekleştirilen eylemlerin Somali karasularında meydana geliyor olması sebebiyle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi tarafından belirlenen bu yetkilendirme yetersiz kalmış; işbu yetki sınırlandırması Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile Somali karasularını da kapsayacak -ve sadece Somali’de gerçekleştirilen deniz haydutluğu fiillerine münhasır kalacak şekilde- esnetilmiştir.

Evrensel yargı yetkisine sahip uluslararası bir suç olan deniz haydutluğu suçunun yargılanmasının devletlerin iç hukuklarına bırakılmış olması da deniz haydutluğuyla mücadelenin zayıf kalmasında önemli bir etken olmuş, şuana kadar istenilen sonucun alınamamasında önemli bir faktör teşkil etmiştir.

Uluslararası deniz taşımacılığının ve dolayısıyla uluslararası ticaretin güncel ve önemli bir sorunu olan deniz haydutluğu suçunun ele alınacağı çalışmamızın ilk bölümünde genel olarak deniz haydutluğu, tanımı, ve korsanlıktan farkı ele alınacak; ikinci bölümde deniz haydutluğu suçunun ulusal ve uluslararası hukuktaki düzenleme alanı, suçun unsurları ve özellikleri incelenecek, üçüncü bölümde deniz haydutluğu suçunda yer bakımından yetki ve Somali özelinde evrensel yargı yetkisinin sınırları açıklandıktan sonra dördüncü ve son bölümde deniz haydutlarının yargılanmalarına ilişkin sorunlara değinilecektir.

GENEL OLARAK DENİZ HAYDUTLUĞU

Uluslararası seyrüsefer güvenliğinin ve uluslararası ticaretin önündeki en önemli sorunlardan biri olan deniz haydutluğu insanoğlunun denizi bir ulaşım ve taşıma aracı olarak kullandığı ilk dönemlere kadar uzanan en eski suç tiplerinden bir tanesidir. Deniz haydutluğu zaman zaman yakın anlamlar içeren deniz soygunu, deniz terörü, korsanlık gibi kavramlarla karıştırılmakta ve hatalı bir şekilde bu kavramlar birbirleri yerine kullanılabilmektedir.

A. DENİZ HAYDUTLUĞU NEDİR ?

Tarihsel süreçte ve doktrinde deniz haydutluğu için pek çok tanım yapılmış olmakla birlikte ülkemizde en geniş kabul gördüğü şekliyle deniz haydutluğu Seha L. Meray tarafından“Devletler hukukuna göre özel kişilere ait gemilerle özel kişilerin, harp ya da barış zamanında, açık denizde gemilere, bu gemilerdeki insanlara ya da yüke karşı bir devlet yararına değil, kendi çıkarları için yaptıkları haydutluk fiileri” şeklinde tanımlanmıştır.

Deniz haydutluğu açık denizde veya herhangi bir devletin yetki alanında bulunmayan yerlerde özel kişilere ait gemilerle, her hangi bir devlet veya siyasi oluşuma bağlı olmaksızın başka gemilere karşı gerçekleştirilen yasadışı şiddet, yağma, alıkoyma fiillerini kapsamaktadır. Deniz haydutları bu eylemleri gemide yer alan malları ele geçirmek veya gemiyi veya gemideki kişileri rehin alarak fidye istemek gibi bir takım ekonomik saiklerle gerçekleştirmektedir.

Deniz haydutluğu deniz taşımacılığının ve deniz ticaretinin var olduğu ilk dönemlerden bu yana varlığını devam ettirmiş tarihteki en eski suçlardan birisi olma özelliğine sahiptir. Antik çağda Ege denizinde Trakyalıların Limni Adasından ticaret gemilerine saldırması tarihin ilk deniz haydutluğu eylemi olarak kabul edilmektedir.2 Son yıllara kadar etkisini hemen hemen yitirmişken XX. Yüzyılın sonları ve XXI. Yüzyıl’ın başlarında Malezya ve Endonezya’nın bulunduğu Güneydoğru Asya’da, 2005 ve devamında da Aden Körfezi’nde ve Somali açıklarında Somalili deniz haydutlarınca gerçekleştirilen fiiller ile yeniden yükselişe geçmiş ve uluslararası deniz taşımacılığının en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir.

1994-1999 yılları arasında yıllık ortalama 209 olarak kayda geçen deniz haydutluğu vakası 2000-2006 yılları arasında 2463 adet ile ortalamayı 352’ye yükseltmiştir.3 2008 yılında her 31 saatte bir deniz haydutluğu olayı rapor edilirken 2009 yılında bu 29 saate bire düşmüş4, takip eden yıllarda da deniz haydutluğu sayısı hızla artış göstermiştir.

Deniz haydutluğu tamamen ekonomik saiklerle gerçekleştirildiğinden siyasi kaygılarla gerçekleştirilen denizdeki terörist faaliyetlerden ayrılmaktadır. Deniz haydutluğu açık denizde özel kişilere ait bir geminin mürettebat veya yolcularının bir başka gemiye karşı gerçekleştirdikleri hırsızlık, yağma, fidye isteme amacıyla gerçekleştirilen fiilleri kapsamaktadır. Halbu ki deniz terörü faaliyetleri tamamen siyasi bir mesaj verme kaygısıyla gerçekleştirilmekte olup bu yönüyle deniz haydutluğundan ayrılmaktadır.

Deniz haydutluğu ile karıştırılması muhtemel bir kavram da deniz hırsızlığıdır. Denizde gerçekleştirilen silahlı soygunlar Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün Gemilere Karşı Haydutluk ve Silahlı Soygunun Soruşturmaları Usulü isimli kararında “Bir gemi ya da gemi üzerindeki kişilere veya bunların mallarına karşı bir ülkenin karasularında gerçekleştirilen her türlü şiddet, alıkoyma eylemleri veya bunların tehdidi” olarak tanınmlanmıştır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde yer alan tanımda da açıkça görüleceği üzere deniz haydutluğu fiili deniz hırsızlığında olduğu gibi herhangi bir devletin karasularında değil açık deniz veya hiç bir devletin yetki alanına girmeyen yerlerde işlenen fiilleri kapsamaktadır. Eylemin gerçekleştirildiği yer bakımından farklılık arzeden bu kavram da zaman zaman hatalı bir şekilde deniz haydutluğu yerine kullanılabilmektedir.

Ve son olarak gerek basında gerek günlük dilde deniz haydutluğu ile çokça karıştırılan bir kavram da korsanlıktır. Deniz Haydutluğunun Korsanlıktan Farkı başlıklı bir sonraki bölümde bu husus ayrıntılarıyla ele alınacaktır.

Deniz haydutluğunun sebepleri olarak yasadaki ve uygulamadaki zaafiyetler, elverişli coğrafya faktörü, çatışma ve karmaşa ortamı, güvenlik güçlerinin yeterli finansmana sahip olmamaları, hoşgörülü siyasi ortam, kültürel kabul görme ve ödül vaadi sayılmaktadır.

Yasadaki ve uygulamadaki zaafiyetler olarak devletlerin kendi karasularının emniyetini tesisisinde gösterdikleri başarısız politikalar sayılabilir. Bazı devletler çeşitli sebeplerle karasularında gerçekleşen bu tür deniz haydutluğu eylemlerine müdahale edememektedirler. Bunun sebeplerinin başında devletin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar ve siyasi istikrarsızlık gösterilebilir. Bazı devletler ise deniz haydutluğunu yasalarında suç olarak dahi düzenlememişlerdir. Bu da deniz haydutluğu ile mücadelede olumsuz bir etken olarak ön plana çıkmaktadır.

Deniz haydutluğunun gerçekleştiği alanlara bakıldığında genelde kıyıya yakın, dar ve sığ sular ön plana çıkmaktadır. Elbette tek başına yeterli bir sebep olmamakla birlikte gerçekleşen deniz haydutluğu eylemlerinin lokasyonuna bakıldığında coğrafyanın da etkenler arasında yer aldığı söylenebilir.

Deniz haydutları çatışma ve karmaşa ortamlarından beslenmektedirler. Deniz haydutluğunun gerçekleştiği sulara yakın devletlerin çatışma ve karmaşa içerisinde bulunması deniz haydutlarının daha rahat hareket alanı yakalamalarına sebep olmakta ve denizlerdeki emniyetin sağlanmasını güçleştirmektedir.

Güvenlik güçlerinin yeterli finansmana sahip olmamaları da yine devletin içerisinde bulunuğu ekonomik koşullar sebebiyle karasularında gerekli ve yeterli emniyeti sağlayamamasına sebep olmaktadır. Hiç şüphe yok ki güvenlik güçlerine yeterli ekonomik finansmanı sağlayamayan devletler deniz haydutluğu ile mücadelede yetersiz kalmaktadırlar.

Hoşgörülü siyasi ortam ise yine kıyı devletinin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar gereği devletin güvenlik güçlerinin ve memurlarının deniz haydutları ile işbirliği içerisine girerek onlara hareket imkanı tanımaları ve bundan menfaat sağlamalarını ifade etmektedir. Ne yazık ki rüşvet alan emniyet mensuplarının deniz haydutlarını görmezden gelmeleri de yaşanan vakalar arasındadır.

Kültürel kabul görme ise bölge halkının deniz haydutluğunu içselleştirmesini ve nesilden nesile süre gelen bir alışkanlık olarak devam ettirmesini ifade etmektedir. Buna Gündeydoğu Asya’da Endonezya’nın Riau-Lingga takım adalarında gerçekleşen deniz haydutluğu eylemleri örnek gösterilmektedir.7

Deniz haydutluğunun sebeplerinden biri olarak gösterilen ödül vaadi ile deniz haydutluğu fiilinin son derece kârlı bir eylem olması kastedilmektedir. Deniz haydutlarının gerçekleştirdikleri eylemlerde elde ettikleri gelirler bulundukları ekonomik koşullara göre son derece yüksek bulunmaktadır.

Deniz haydutluğunun uluslararası deniz ticaretine maaliyeti ise milyar dolarlarla ifade edilmektedir. Sadece yağmalanan gemilerden alınan para ve mallar değil gemilerin tahrip edilmesi, sigorta şirketlerinin mevcut riske karşı primlerini her geçen güç arttırması, şirketlerin güvenlik tehlikesi sebebiyle çok daha uzak ulaşım alternatiflerini tercih etmek zorunda kalması ve deniz haydutluğu ile mücadele için harcanan güvenlik harcamaları gibi doğrudan ve dolaylı etkenler deniz haydutluğunun giderek artan büyük bir maliyete sebep olmasına yol açmıştır.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda deniz haydutluğunun deniz ticaretinin önündeki büyük bir bela ve tabiri caizse giderek büyüyen bir tümör olduğu görülmektedir. Tarihi çok eskilere dayanan kadim bir suç olan deniz haydutluğu deniz ticaret hacminin büyümesine ve gelişmesine paralel olarak XXI. Yüzyılda bir kez daha ve bu sefer çok güçlü bir şekilde ortaya çıkmış ve tüm uluslararası toplumu bu tümörle mücadele içerisine girmeye sevk etmiştir.

B. DENİZ HAYDUTLUĞUNUN KORSANLIKTAN FARKI

deniz haydutları

Deniz haydutluğu ile korsanlık sıkça karıştırılan ve birbiri yerine kullanılan iki ayrı kavramdır. Esasında tarihte deniz haydutları ile korsanlar hep karşı karşıya olmuşlardır. Korsanlar himayelerinde oldukları devletin desteği ile hareket eden ve ilgili devleti gerek düşman devletlerin saldırılarından gerekse de deniz haydutlarının yağmalarından koruyan özel gemilerdir. Özellikle 16‘ıncı ve 17‘inci yüzyılda devletler ticaret gemilerini deniz haydutlarının saldırılarından kurtarmak için korsanları kullanmışlardır.

I.Elizabeth deniz haydutlarına karşı ticaret gemilerini korumak için yeterli donanmasının bulunmaması sebebiyle kendilerini deniz haydutlarına karşı korumaları için bu ticaret gemilerine maddi destek sağlamıştır.8 Ancak deniz haydutlarına karşı desteklenen ve korsanlık faaliyetinde bulunan özel gemilerin zamanla himayesinde oldukları devletten bağımsız hareket etmeye başladıkları da görülmüştür: İngiliz Kraliyeti tarafından Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu’nda kolluk faaliyetlerinde bulunması için yetkilendirilen Kaptan William Kid bir süre sonra İngiliz Kraliyeti‘nden bağımsız hareket etmeye ve ticaret gemilerine el koymaya başlamış ve bu sebeple yargılanarak idam edilmiştir.

Korsanlar savaş zamanında lehine faaliyette bulundukları devletten bir ücret almazlar bunun yerine elde edilen ganimetten pay alırlardı. Korsanlar savaş zamanı dışında da bir fermana dayanarak hareket ettiklerinden deniz haydutlarından farklı muamele görmekteydiler. Deniz haydutları ise tamamen bağımsız olarak hareket etmekte savaş zamanı veya barış zamanı farketmeden denizlerdeki ticaret gemilerine saldırarak yağma eylemleri gerçekleştirmekte, dost düşman ayrımı gözetmeksizin tüm devletlere saldırabilmekteydiler. Deniz korsanları savaş zamanı donanma olarak kullanılırken, deniz haydutlarının insanlığa karşı suç işlemekte oldukları düşünülmekte ve görüldükleri yerde cezalandırılmaktaydılar.

Korsancılık faaliyetleri 1856 Paris Deklerasyonu ile yasaklanmış ve o tarihlerden sonra da pek örneği görülmemiştir. Günümüzde de bu anlamda bir korsan faaliyeti dünyada görülmemektedir ancak deniz haydutluğu zaman zaman azalmış olsa da varlığı hiç sona ermemiş ve günümüze kadar devam etmiştir

DENİZ HAYDUTLUĞU SUÇU VE UNSURLARI

Deniz haydutluğu ortaya çıktığı ilk dönemden itibaren suç olarak kabul edilmiş olmakla birlikte uluslarası sözleşmelerde bir suç olarak kodifiye edilmesi XIX. Yüzyılda gerçekleşmiştir. Uluslararası düzlemde bir suç olarak sözleşmelere geçen deniz haydutluğu bazı ülkelerin ulusal kanunlarında da düzenleme alanı bulmuştur.

Bu bölümde deniz haydutluğu suçunun uluslararası sözleşmelerdeki ve ulusal kanunlardaki düzenleme alanları gösterilecek ve ardından suçun unsurları ayrıntılarıyla ele alınacaktır.

A. DENİZ HAYDUTLUĞU SUÇUNA İLİŞKİN ULUSLARARASI DÜZENLEMELER

Deniz haydutluğuna ilişkin uluslarası anlamda gerçekleştirilen ilk kapsamlı çalışma Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından bu alandaki uluslarası hukuk kurallarının kodifiyesi amacıyla hazırlanan 1932 tarihli 19 maddelik Deniz Haydutluğuna İlişkin Sözleşme Taslağı’dır. Her ne kadar sözkonusu taslak kabul edilmemiş olsa da kendisinden sonra hazırlaranan ve deniz haydutluğunu düzenleyen uluslarası sözleşmelere referans olmuştur.

Taslağın ilk maddesinde deniz haydutluğu suçu konusunda devletlerin evrensel yargı yetkisine sahip olduğu belirtilmiş 3‘üncü maddesinde ise deniz haydutluğunu oluşturan eylemler sıralanmıştır.

Deniz haydutluğu bir devletin ülkesel yargı yetkisinde olmayan yerlerde işlenen aşağıdaki eylemlerden herhangi birisidir;
1. Bir kişiyi soyma, tecavüz, yaralama, köleleştirme, tutuklama ya da öldürme niyetiyle ya da malı çalma ya da bir malı çalma ya da yok etme niyetiyle, özel amaçlarla işlenen, denizden ya da havadan gelen bir saldırı ile bağlantılı her türlü şiddet yağma eylemi. Eğer eylemler geminin küpeştesinde başlayan bir saldırı ile ilgili ise o gemi ya da ilgili diğer gemi mutlaka deniz haydutluğu gemisi ya da milliyeti olmayan bir gemi olmalıdır.
2. Bir gemiyi deniz haydutluğu gemisi yapan olayları bilerek onların işletilmesine gönüllü olarak katılma eylemi
3. Bu maddenin 1 ya da 2. Paragrafında tarif edilen bir eylemi teşvik eden veya onu kasten kolaylaştıran herhangi bir eylem.

Hazırlanan bu taslak çalışma 1958 tarihinde toplanan Cenevre Deniz Hukuku Konferansı’nda kabul edilen ve deniz haydutluğuna ilişkin hükümler barındıran Açık Deniz Sözleşmesi’ne de referans olmuştur.

Açık Deniz Sözleşmesi’nin 15‘inci maddesinde deniz haydutluğu eylemleri Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından hazırlanan taslak çalışmada yer alan maddelere paralel bir şekilde hüküm altına alınmıştır.

1973 ve 1982 tarihleri arasında düzenlenen Birleşmiş Milletler Üçüncü Deniz Hukuku Konferansı sonunda kabul edilen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ise günümüzde de geçerliliğini sürdüren, deniz haydutluğu alanında örf ve adet hukuku kuralı haline gelmiş, deniz haydutluğu suçunu en kapsamlı olarak düzenleyen sözleşmedir.

Deniz haydutluğu suçuna ilişkin hükümler sözleşmenin 100 ve 107’inci maddeleri arasında yer almaktadır. Sözleşmede sırasıyla deniz haydutluğunun önlenmesi konusunda işbirliğinde bulunma yükümlülüğü, deniz haydutluğunun tanımı, mürettebatı isyan eden bir savaş gemisi, bir devlet gemisi veya bir devlet uçağı yoluyla deniz haydutluğu, deniz haydutu bir gemi veya bir uçağın tanımı, deniz haydutu bir gemi veya bir uçağın tabiiyetini muhafaza etmesi veya kaybetmesi, deniz haydutu bir gemi veya bir uçağa el konulması, keyfi el koyma halinde sorumluluk, deniz haydutluğu nedeniyle el koymayı gerçekleştirmeye yetkili gemi ve uçaklar düzenleme alanı bulmuştur.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kabulünden sonra 1988 tarihli Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Gerçekleştirilen Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme, Uluslarası Denizcilik Bürosu, 2001 tarihli Uluslararası Gemi ve Liman Tesisleri Güvenlik Kodu gibi metinler deniz haydutluğu suçu alanında düzenlemeler getirmiş olsalar da günümüzde kabul gören ve uygulanan en geniş kaplamlı sözleşme Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi olmaya devam etmektedir.

Esasen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 1958 tarihli Açık Deniz Sözleşmesi’nde yer alan hükümleri tekrar etmekle birlikte arada geçen yıllarda meydana gelen gelişmeler sonucu ihtiyaç hasıl olan düzenlemeleri de sözleşmeye dercetmiştir.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku sözleşmesi deniz haydutluğunu sadece özel çıkarlarla işlenen haydutluk fiillerini ve sadece bir gemiden bir gemiye gerçekleştirilen eylemlerle sınırlı tutması bakımından eleştirilmiştir. Sözleşme’nin 105’inci maddesi ile tüm devletlere açık denizlerde ve hiçbir devletin yetkisinde olmayan yerlerde deniz haydutlarına müdahalede bulunma yetkisi tanınmaktadır. Bu yetki gemiye el koyma, gemide bulunan kişileri yakalama, mallara el koyma ve gemi veya mallara ilişkin tedbirler alma yetkilerini kapsamaktadır. 106’ıncı madde sayılan yetkilerin yeter sebep olmadığı halde, keyfi bir şekilde kullanılması halinde tazminat sorumluluğunun doğacağı da belirtilmiştir.

Sözleşme’de deniz haydutluğu suçunun faillerinin nasıl yargılanacağı hususu düzenlenmemiştir ve bu husus devletlerin iç hukukuna bırakılmıştır. Ancak uluslarası bir suç olan deniz haydutluğu suçunun yargılanmasının devletlerin iç hukukuna bırakılmış olması devletlerin iç hukukları arasında yeknesaklığın bulunmaması hatta bazı ülkelerde deniz haydutluğu suçununun hiç düzenlenmemiş olması, bu konuda düzenlemeler yapmayan devletler bakımından her hangi bir yaptırım öngörülmemiş olması, deniz haydutluğu suçunun uluslarası bir suç kabul edilmesinin pratik önemini kaybetmesi gibi yönlerden eleştiri konusu olmuştur.

Bu bağlamda en çarpıcı örnek olarak Somali deniz haydutlarının yargılanması konusunda ortaya çıkan problemler gösterilmektedir. Somalili haydutların %90’ının onları yargılayacak bir devlet bulunamamasından yakala-serbest bırak politikası gereği yargılanamadan serbest bırakıldığı belirtilmektedir.

B. DENİZ HAYDUTLUĞU SUÇUNA İLİŞKİN ULUSAL DÜZENLEMELER

Deniz haydutluğu suçu bir takım devletlerin iç hukuklarında da düzenleme alanı bulurken bazı devletler ise deniz haydutluğunu ulusal kanunlarında suç olarak düzenlememişlerdir. İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Norveç, Almanya, İtalya, Hollanda, Yunanistan, İspanya, Rusya, Filipinler, Çin, Japonya deniz haydutluğunu ulusal mevzuatında düzenleyen devletler arasındadır.

İngiltere 1997 tarihli Merchant Shipping and Maritime Security Act ile deniz haydutluğunu Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne paralel olarak açık denizde işlenebilen bir suç olarak kabul etmiştir.

Amerika Birleşik Devleri 1909’da gerçekleştirdiği kanuni düzeneleme ile deniz haydutluğu suçunun cezasını ömür boyu hapis cezası olarak hüküm altına almıştır. Fransa’da ise 2009 tarihinde kabul edilen Deniz Haydutluğu Yasası Fransa’ya başka devletlerin yargılama yetkisine girmeyen deniz haydutluğu suçlarını yargılama yetkisi vermektedir.

Almanya deniz haydutluğu suçunu deniz ulaşımına saldırı adı altında düzenlemiş ve cezasını 5 yıl olarak öngörmüş, can kaybı halinde cezanın 10 yıla çıkacağını hüküm altına almıştır.

Ülkemizde de deniz haydutluğuna ilişkin özel bir yasa bulunmamakla birlikte 2004 yılında kabul edilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 223’üncü maddesinde yer alan deniz, demiryolu veya hava araçlarının kaçırılması veya alıkonulması ile 152’inci maddesinde düzenlenen bu araçlara karşı işlenen zarar verme suçlarının deniz haydutluğu fiillerine uygulanabileceği düşünülmektedir.

Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 13’üncü maddesinde bu suçların vatandaş veya yabancı tarafından yabancı ülkede işlenmesi halinde Türk kanunlarının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Deniz Haydutlarının Türkiyede Yargılanması başlığı altında bu konu daha ayrıntılı ele alınacaktır.

C. DENİZ HAYDUTLUĞU SUÇUNUN UNSURLARI

1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin Deniz Haydutluğunun Tanımı başlıklı 101’inci maddesinde deniz haydutluğu aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:

Aşağıda sayılan fiillerden herhangi biri deniz haydutluluğunu teşkil eder;
a) Bir özel geminin veya bir özel uçağın mürettebatı veya yolcuları tarafından:
i) Açık denizde, bir gemiye veya uçağa veya bunlardaki kişi veya mallara karşı;
ii) Hiç bir devletin yetkisine tabi olmayan bir yerde, bir gemiye veya uçağa,
kişilere veya mallara karşı, kişisel amaçlarla işlenen her türlü yasa dışı şiddet veya alıkoyma veya yağma fiili;
b) Gemiye veya uçağa deniz haydudu gemi veya uçak niteliğini veren olaylara ait bilgisi olmak kaydıyla bir geminin veya bir uçagın kullanılmasına isteyerek katılma fiili;
c) a) ve b) fikralarında tanımlanan fiillerin işlenmesini teşvik eden veya bunları kolaylaştırmak üzere işlenen her fiil.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin deniz haydutluğu suçuna ilişkin tanımında beş temel unsur ön plana çıkmaktadır. Bunlar eylemin yasa dışı şiddet veya alıkoyma veya yağma fiilini içeren bir hukuka aykırılık teşkil etmesi, bir özel gemi veya özel uçağın mürettebatı veya yolcuları tarafından gerçekleştirilmesi, başka bir gemiye veya uçağa veya bunlardaki kişi veya mallara karşı işlenmesi, kişisel amaçlar taşıması, açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan bir yerde gerçekleşmesidir.

1. Eylemin Yasa Dışı Şiddet Alıkoyma Veya Yağma Fiilini İçeren Bir Hukuka Aykırılık Teşkil Etmesi

Deniz haydutluğu suçunu oluşturan eylemler Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde yasa dışı şiddet, alıkoyma ve yağma olarak belirtilmiştir. Deniz haydutlarının esaslı amacı yağma ve hedefleri de gemideki para, değerli eşyalardır. Deniz haydutlarının bu amaç ve bu hedef doğrultusunda gerçekleştirdikleri gemiyi ele geçirerek batırma dahil her türlü zarar, gemidekileri öldürme, yaralama, rehin alma, yüke el koyma ve benzeri hareketler deniz haydutluğu suçu kapsamında değerlendirilecektir.

2. Bir Özel Gemi Veya Özel Uçağın Mürettebatı Veya Yolcuları Tarafından Gerçekleştirilmesi

Deniz haydutluğu suçunun oluşabilmesi için eylemi gerçekleştiren geminin veya uçağın özel şahıslara ait bir gemi veya uçak olması gerekmektedir. Bu bağlamda bağlı bulunduğu devlete karşı isyan ederek bağımsız hareket etmeye başlayan bir harp gemisinin veya kamu gücü kullanan bir devlet gemisinin de deniz haydutluğu suçunun faili olabileceği kabul edilmektedir.

Ancak bu noktada bir harp gemisinin veya kamusal bir geminin gerçekleştirdiği eylemlerin kural olarak bağlı olduğu devletin otoritesi altında gerçekleştirildiğinin kabulü gerektiği ancak ilgili devletin işbu eylemleri gerçekleştiren gemiyi deniz haydutu ilanı ile ilgili gemiye deniz haydutu muamelesinde bulunabileceği belirtilmektedir.

3. Başka Bir Gemiye Veya Uçağa Veya Bunlardaki Kişi Veya Mallara Karşı İşlenmesi

Deniz haydutluğu suçunun oluşabilmesi için eylemin başka bir gemiye veya uçağa karşı gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Tek bir geminin başka bir gemiye saldırmaksızın bireysel olarak gerçekleştireceği eylemler veya gemi mürettebatının veya yolcularının isyanı ile bulundukları gemide gerçekleştirecekleri her türlü yasa dışı eylem deniz haydutluğu suçunun kapsama alanı dışında kalacaktır.

4. Eylemin Kişisel Amaçlar Taşıması

Gerçekleştirilen eylemin deniz haydutluğu suçu teşkil edebilmesi için saldırganların kişisel amaçlarla hareket ediyor olması şartı aranmıştır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde yer alan kişisel amaçlar kaydının açılımı yapılmamış olmakla birlikte bu ifade ile saldırganların şahsi bir çıkar sağlamayı amaçlamaları gerektiğinin ifade edildiği belirtilmektedir.

Burada kastedilen şahsi çıkar saldırganların ekonomik bir menfaat elde etme gayeleridir. Bu kimi zaman gemide bulunan mürettebatın veya yolcuların üzerinde bulunan para ve değerli eşyalar olabileceği gibi, kimi zaman geminin taşıdığı yük, kimi zaman da kaçırılan gemi veya mürettebat için istenen fidye olabilir.

Bu bağlamda deniz haydutlarınca siyasi amaçlarla gerçekleştirilen eylemler deniz haydutluğu kapsamında değerlendirilemeyecek ve bu tür eylemlere müdahalede evrensel yargı yetkisi tanınamayacaktır. Her ne kadar bazı devletlerce kişisel amaçlar kavramının sözleşmeden çıkartılarak deniz haydutluğu suçunun tüm siyasi içerikli eylemleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi talep edilmişse de bu kısıtlama sözleşmedeki varlığını devam ettirmiştir. Bu görüş, sadece belli bir devleti hedef alan siyasi eylemlerin deniz haydutluğu suçu dolayısıyla evrensel yargı yetkisi konusu haline getirilmesinin devletlerin iç işlerinin uluslararası düzleme taşınması sonucunu doğuracağı gerekçesiyle eleştirilmiştir.

5. Açık Denizde Veya Hiçbir Devletin Yetkisine Tabi Olmayan Bir Yerde Gerçekleşmesi

Deniz haydutluğu suçundan bahsedilebilmesi için eylemin açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan bir yerde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda kıyı devletinin karasularına dahil olan yerlerde yani kıyı devletinin mutlak egemenlik sahibi bulunduğu sularda gerçekleştirilen saldırılar deniz haydutluğu suçunun kapsamı dışında kalacaktır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde deniz alanları karasuları, bitişik bölge, münhasır ekonomik bölge ve açık deniz alanları olmak üzere dört kategoriye ayrılmıştır. Açık deniz olarak tarif edilen bölgede gerçekleştirilen saldırılar deniz haydutluğu suçu kapsamında değerlendirilmektedir.

Deniz Haydutlarıyla Mücadelede Evrensel Yargı Yetkisi bölümünde daha ayrıntılı inlenecek olmakla birlikte münhasır ekonomik bölgede gerçekleştirilen saldırı eylemlerinin de deniz haydutluğu suçu kapsamında değerlendirilebileceği düşünülmektedir.

Ayrıca Somali Bağlamında Deniz Haydutluğu Suçunda Evrensel Yargılama Yetkisinin Değerlendirilmesi bölümünde ayrıntılı şekilde ele alınacağı üzere Somalili deniz haydutlarının Somali açıklarında gerçekleştirdiği deniz haydutluğu eylemleri bakımından -sadece bu bölgeyle sınırlı kalmak üzere- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından açık deniz kuralına istisna teşkil eden kararlar alınmıştır.

DENİZ HAYDUTLUĞU SUÇUNDA YER BAKIMINDAN YETKİ

Ceza yargılaması bağlamında devletlerin yargı yetkilerine ilişkin ilkeler mülkilik, şahsilik, koruma ve evrensellik adları altında kategorilendirilmekte, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde yer alan ve deniz hukukuna münhasır olarak geliştirilmiş bulunan bayrak devleti, kıyı devleti ve liman devleti ilkeleri de bunlara eklenmektedir.

A. YER BAKIMINDAN YARGILAMA YETKİSİNE İLİŞKİN İLKELER

Bu bölümde ceza yargılamasında ve deniz hukukunda yer bakımından yetkiye ilişkin ilkeler olan sırasıyla Mülkilik, Şahsilik, Koruma, Evrensellik, Bayrak Devleti, Kıyı Devleti ve Liman Devleti İlkeleri ele alınacaktır

1. Mülkilik İlkesi

Mülkilik ilkesi devletin ülkesi üzerinde sahip olduğu yargı yetkisini ifade etmektedir. Türk Ceza Kanunu sisteminde yetki bakımından asıl olan sistem mülkilik sistemidir. Devlet, vatandaş veya yabancı ayrımı gözetmeksizin ülkesi üzerinde gerçekleşen her türlü eylem üzerinde tam yargı yetkisine sahiptir. Mülkilik ilkesi yargılamanın kamu düzeninin bozulduğu yerde yapılması ihtiyacı ve delillere ulaşım kolaylığı düşüncesine de dayanmaktadır.

Ülke sadece kara parçasından ibaret olmayıp devletin iç suları ve karasuları ile açık denizde ve üzerindeki hava sahasında yer alan hava ve deniz taşıtlarını da kapsayacak şekilde geniş yorumlanmakta ve mülkilik ilkesi gereği buralarda meydana gelen eylemler bakımından da devletin tam yetkili olduğu kabul edilmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nda yer alan “Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç, Türkiye’de işlenmiş sayılır. ” (TCK m. 8/f.1) hükmü mülkilik ilkesine işaret etmektedir.

Devletin karasularında tam yargı yetkisi bulunması sebebiyle bu bölgeye saklanan deniz haydutlarını ve yine kara suları içerisinde meydana gelen deniz haydutluğu eylemlerini yargılama konusunda münhasır yargı yetkisi söz konusudur. Ancak devletin karasularından itibaren başlayan bitişik bölgedeki yetkilerinin sağlık gümrük, maliye ve göç konularıyla, münhasır ekonomik bölgede ise doğal kaynaklarının araştırılması ve işletilmesi ile sınırlı olması sebebiyle bu bölgelerde deniz haydutluğuna ilişkin münhasır yargılama yetkisinin bulunmadığı belirtilmektedir.

2. Şahsilik İlkesi

Şahsilik ilkesi devletin ülkesiyle sınırlı olmaksızın vatandaşlarının faili (faile göre şahsilik prensibi) veya mağduru (mağdura göre şahsilik ilkesi) olduğu eylemler bakımından da yetkili olmasını ifade etmektedir. Faile göre şahsilik ilkesinde devletin yabancı ülkede bulunan vatandaşlarına bulundukları ülkenin kanunlara saygılı olmaları ve suç işlememeleri ödevini yüklemesi, mağdura göre şahsilik ilkesinde ise devletin vatandaşlarını koruması mantığı ön plana çıkmaktadır.

Tıpkı gerçek kişilerin vatandaşlığı gibi gemiler ve hava taşıtlarının da tabiiyetinden söz edilmektedir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 91’inci maddesi gemilerin tabiiyetini düzenlemekte ve gemilerin bayrak çekme yetkisine sahip olan devletin tabiiyetinde olduğunu belirtmektedir. Bu bakımdan deniz haydutluğu suçunun mağduru konumunda olan geminin tabi olduğu devletin mağdura göre şahsilik ilkesi gereği yargı yetkisi söz konusudur.

Açık denizde gemiler kural olarak bayrak çekme yetkisine sahip olan devletin yargı yetkisinde olmakla birlikte deniz haydutluğu fiilleri bakımından bu duruma istisna getirilmekte ve açık denizde deniz haydutluğu suçunda kullanılan gemi bakımından tüm devletlere evrensel yargılama yetkisi tanınmaktadır.

3. Koruma İlkesi

Koruma ilkesi devletin kendisini koruması anlayışından yola çıkarak menfaatine karşı işlenen suçlarda yargı yetkisine sahip olmasını ifade etmektedir. Devletin menfaatine karşı işlenen suçların nerede işlendiğinin, failin veya mağdurun vatandaşlığının veya tabiyetinin önemi yoktur.

Devletin menfaatlerine karşı işlenmiş kabul edilen bir takım suçlarda koruma ilkesi gereği devlet suçu bizzat kendi varlığına veya güvenliğine karşı işlenmiş kabul ederek yargı yetkisini kullanmaktadır. Devletin koruma ilkesi gereği yargı yetkisini kullandığı söz konusu eylemin işlendiği yer kanunlarına göre suç teşkil edip etmemesinin de bir önemi yoktur.

Türk Ceza Kanunu’nun 12 ve 13’üncü maddeleri de ceza yargılamamızdaki koruma ilkesinin örneklerini teşkil etmektedir. İlgili maddelerdeki şartların sağlanması halinde suç yabancı ülkede bir yabancı tarafından işlense dahi Türk yargı makamlarına yargılama yetkisi tanınmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 13’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının i bendinde deniz, demiryolu ve havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması ya da bu araçlara karşı işlenen zarar verme suçlarında Türkiye Cumhuriyeti yargı makamlarının yargılama yetkisinin bulunduğu belirtilmektedir.

Açık denizlerde işlenen deniz haydutluğu suçu bakımından da bu maddenin uygulama alanı bulacağı düşünülmekle birlikte bu konu daha ayrıntılı şekilde Deniz Haydutlarının Türkiye’de Yargılanması başlığı altında ele alınacaktır.

4. Evrensellik İlkesi

Evrensel yargı yetkisi bütün devlet ve toplumlara karşı ortak kültür değerlerine yönelik olarak işlendiği kabul edilen suçlarda her bir devlete failleri yargılama yetkisi verilmesi anlamına gelmektedir. En tipik olarak deniz haydutluğu suçunda uygulama alanı bulan evrensel yargılama yetkisi uyuşturucu ticareti ve terörle mücadele alanlarında da uygulama alanı bulmaktadır. İnsan ticareti, göçmen kaçakçılığı, kara para aklama, soykırım, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar uluslararası anlamda evrensel yargı yetkisinin uygulanabileceği diğer suçlar arasındadır.

Evrensel yargı yetkisini kabul edilmesinin sebebi devletleri sorumlu tutmak, cezalandırmak, birbirlerinin içişlerine müdahalesine veya siyasi baskı aracı olarak kullanılmasına olanak sağlamak değil, her halükarda suçluların yargılanmasını ve cezalandırılmasını temin etmek düşüncesidir.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi açıksular ve kimsenin yetkisinde olmayan yerlerde işlenen deniz haydutluğu suçları bakımından bütün devletlerin evrensel yargılama yetkisinin bulunduğunu hüküm altına almış ve bu düzenleme deniz hukuku alanında örf ve adet kuralı haline gelerek evrensel yargı yetkisinin en tipik örneğini oluşturmuştur.

5. Bayrak Devleti İlkesi

Bayrak devleti geminin direğine bayrağını çektiği yani tabiiyetinin bulunduğu devlettir. Kural olarak bir gemi üzerinde gerçekleşen olaylarda yargı yetkisine sahip olan devlet bayrak devletidir.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 94’üncü maddesinde bayrak devletinin yargılama yetkisi “Her devlet, açık denizde kendi bayrağını taşıyan bir geminin karıştığıı ve başka bir devletin vatandaşlarının hayatına malolan veya ağır şekilde yaralanmalarına sebep olan veya başka bir devleti gemilerine veya tesislerine veyahut da deniz çevresine önemli zarar veren, her deniz kazası veya seyrüsefer olayı hakkında gereği şekilde yetkilendirilmiş kişi veya kişilerce veya onlar huzurunda yürütülecek bir soruşturma açılmasını emredecektir.“ şeklinde ifade edilmiştir.

Bayrak devletinin gemi üzerindeki münhasır yargı yetkisinin bir takım istisnaları bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi çalışmamızın da konusu olan deniz haydutluğu suçudur. Açıksular ve hiçbir devletin yetkisinde bulunmayan yerlerde gerçekleşen deniz haydutluğu suçu bakımından bayrak devletinin münhasır yetkisi bulunmaz her devlet evrensel yargı yetkisini kullanarak saldırıya müdahale ederek kendi iç hukukuna göre saldırganları yargılayabilir.

6. Kıyı Devleti İlkesi

Devletin ülkesi üzerindeki yargı yetkisinin karasuları üzerindeki yansımasına kıyı devleti ilkesi denilmektedir. Devlet karasularında meydana gelen olaylara münhasıran müdahale ve yargılama yetkisine sahiptir.

Kıyı devletinin karasularındaki münhasır yargı yetkisinin bir istisnası Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 17 ve devamı maddelerinde düzenlenen zararsız geçiş hakkıdır.

7. Liman Devleti İlkesi

Liman devleti ilkesi ise deniz çevresinin korunmasıyla sınırlı olarak devletlerin karasuları, birleşik bölgeleri ve münhasır ekonomik bölgeleri dışında gerçekleşen çevre kirletme suçları bakımından da yargılama yetkilerinin bulunması anlamına taşımaktadır.

B. DENİZ HAYDUTLARIYLA MÜCADELEDE EVRENSEL YARGI YETKİSİ

Ceza yargılamasında evrensel yargı yetkisinin en tipik örneğini deniz haydutluğu suçu oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile açık denizde ve hiçbir devletin yetkisinin bulunmadığı yerlerde gerçekleştirilen deniz haydutluğu eylemleri bakımından tüm devletlere evrensel yargı yetkisi tanınmıştır.

Madde 100 Deniz haydutluğunun önlenmesi konusunda işbirliğinde bulunma yükümlülüğü
Bütün devletler, açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi bulunmayan diğer herhangi bir yerde deniz haydutluğunu cezalandırmak üzere mümkün olan en büyük ölçüde işbirliğinde bulunacaklardır.

Deniz haydutlarının saldırdığı geminin tabi olduğu bayrak devletinin mağdura göre şahsilik ilkesi bakımından ilgili deniz haydutluğu eylemi için yargılama yetkisi bulunsa da bu yetki münhasır bir yetki olmayıp Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 100’üncü maddesinde belirtildiği gibi tüm devletlerin yargı yetkisi kapsamındadır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin deniz haydutluğu suçu bakımından getirdiği hükümler tarihi sürecin de gösterdiği gibi bir örf ve adet hukuku kuralı niteliği taşıdığından sözleşmeye taraf olmayan devletler de bu konuda evrensel yargı yetkisini kullanabilmektedirler. Bu noktada belirtmek gerekir ki Türkiye de henüz Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmuş değildir.

Evrensel yargı yetkisinin bir hak mı yoksa bir yükümlülük mü olduğu hususu tartışmalıdır. Bu bakımdan iki prensip söz konudur; birincisi evrensel yargılama yetkisinin devletlere bir yükümlülük olarak yüklenmesini öngören tek taraflı sınırlı evrensellik prensibi diğeri ise evrensel yargılama yetkisini isteğe bağlı kılan ve yargılama yapmak istemeyen devletlerin suçluları yargılama yapmak isteyen devletlere göndermesini öngören yargıla ya da sınır dışı et şeklinde formülize edilen işbirliği sınırlı evrensellik prensibidir. Deniz haydutluğu bakımından devletlerin evrensel yargılama yetkilerini kullanmaları isteğe bağlı bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin 86’ıncı maddesi açık denizi bir devletin münhasır ekonomik bölgesi, karasuları, iç suları veya takımada sularına dahil olmayan deniz alanları olarak düzenlemiştir.

Münhasır ekonomik bölge ilk olarak Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile kabul edilen, sözleşmenin 55 ve devamı maddelerinde düzenlenen, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanan alanı kapsayan bölgedir. Kıyı devletinin bu bölgede doğal kaynakları işletme başta olmak üzere çeşitli hakları bulunmaktadır.

Deniz haydutluğu suçu bakımından evrensel yargı yetkisinin açık denizlerde kullanılabileceği belirtilmiş olmakla birlikte Sözleşmenin 58/2’inci maddesinde “88 ila 115. maddeler ve ilgili diğer uluslararası hukuk kuralları işbu Kısma aykırı olmadığı ölçüde münhasır ekonomik bölgeye de uygulanır.“ hükmü yer almaktadır.. Buradan hareketle açık denizde kullanılabilen evrensel yargı yetkisinin ilgili atıf gereği münhasır ekonomik bölge için de geçerli olduğu belirtilmektedir.

C. SOMALİ BAĞLAMINDA EVRENSEL YARGILAMA YETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Yukarıda beliritildiği gibi deniz haydutluğu eylemlerinde evrensel yargı yetkisi ancak açık deniz veya hiçbir devletin yetkisinde bulunmayan yerler bakımından tanınmaktadır. Dolayısıyla bir devletin iç suları, karasuları veya takımada sularında gerçekleşen deniz haydutluğu fiilleri bakımındna ilgili devletin münhasır yargılama yetkisi bulunmakta, diğer devletlerin yargı yetkileri bulunmamaktadır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde öngörülen bu yer bakımdan sınırlandırma Somali örneğinde somali açıklarında gerçekleştirilen deniz haydutluğu eylemleri bakımından sorun teşkil etmiş; Somalili deniz haydutlarının saldırılarını Somali karasuları içerisinde gerçekleştirmeleri nedeniyle ilgili saldırılar evrensel yargılama yetkisinin dışında kalmıştır.

Somali‘nin içerisinde bulunduğu ekonomik ve siyasi problemler sebebiyle karasularında gerçekleşen deniz haydutluğu eylemlerine gerekli ve yeterli müdahaleyi gerçekleştirememesi bu alanda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde öngörülen evrensel yargı yetkisinin esnetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Somali Geçici Federal Hükümeti’nden aldığı izin ve 2 Haziran 2008 tarih ve 1816 sayılı karar ve devamında aldığı kararlar ile devletlerin deniz haydutluğuyla mücadelede Somali karasularında da yargı yetkilerini kullanabilecekleri, bu yetkinin açık denizde olduğu gibi kuvvet kullanma, zorlama ve yargılama yapma yetkilerini içerdiğini belirtmiş, 16 Aralık 2008 tarih ve 1851 sayılı karar ile bu yetki Somali anakarası için de geçerli kılınmıştır. Ancak bu yetkilendirmenin sadece Somali karasuları ile sınırlı olduğu açık deniz haricindeki diğer sularda geçerli olmadığı özellikle kararlarda vurgulanmıştır. Böylece evrensel yargı yetkisininin açık deniz şartına Somali karasuları ile sınırlı kalmak üzere bir istisna getirilmiştir.

DENİZ HAYDUTLUĞU SUÇUNA MÜDAHALE VE YARGILAMA

Açık deniz ve hiçbir devletin yetkisinde olmayan yerlerde işlenen deniz haydutluğu suçları bakımından her devlete müdahalede bulunma ve yargılama yaparak saldırganları cezalandırma yetkisi tanınmıştır. Bu müdahalenin kapsamı, yargılama yetkisi, keyfi yargılama halinde devletlerin sorumluluğu gibi hususlar Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile hüküm altına alınmıştır.

A. DENİZ HAYDUTLARINA MÜDAHALEDE DEVLETLERİN SAHİP OLDUĞU YETKİLER

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 105’inci maddesinde evrensel yargı yetkisi kapsamında deniz haydutluğu eylemine müdahale edecek devletin sahip olduğu yetkilerin kapsamı belirtilmiştir:

Madde 105
Deniz haydutu bir gemi veya bir uçağa el konulması
“Her devlet açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan her hangi bir yerde, deniz haydudu birgemiyi veya uçağı yahut deniz haydutluğu fiilleri sonucunda ele geçirilmiş olan ve deniz haydutlarının elinde bulunan bir gemiye el koyabilir ve bu gemide ve uçakta bulunan kişileri yakalayabilir ve mallara el koyabilir. El koyan devletin mahkemeleri verilecek cezalar ile iyi niyet sahibi üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak şartıyle gemi, uçak veya mallara ilişkin tedbirler konusunda karar verebilir.”

Sözleşmenin 105’inci maddesinin iki boyutu vardır: İlk boyutuyla madde deniz haydutluğu eylemine karşı devletin müdahale kapsamını belirtmekte ikinci boyutuyla ele geçirilen haydutların yargılanmasına ilişkin esası hüküm altına almaktadır.

Sözleşme ile saldırıya müdahale eden devlete saldırının gerçekleştiği gemi veya uçağa el koyma, gemide veya uçakta bulunan saldıganları yakalama ve mallarına el koyma, iyi niyet sahibi üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere gemi, uçak ve mallara ilişkin gerekli tedbirleri alma konusunda yetki verilmektedir.

Sözleşme’nin 106’ıncı maddesi ile yeter sebep olmadan gerçekleştirilen keyfi el koymalarda el koyan devletin tazminat sorumluluğunun doğacağı, 107’inci maddesinde ise el koymanın ancak savaş gemileri veya askeri uçaklar veya açık dış işaretlerle bir kamu hizmetine tahsis edilmiş oldukları ve bu konuda yetkili kılındıkları belli olan diğer gemi veya uçaklar tarafından gerçekleştirilebileceği belirtilmiştir.

Ayrıca sözleşmenin 110’uncu maddesi ile devletlere ziyaret hakkı tanınmıştır. Açık denizde bir savaş gemisi karşılaştığı bir geminin deniz haydutluğu yaptığı hususunda makul bir şüphe edinmesi halinde ilgili gemi üzerinde ziyaret hakkını kullanabilecektir. Ancak savaş gemisinin bu ziyaret hakkını gerçekleştirirken Sözleşme ile belirlenen prosedürü izlemesi gerekmektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi Sözleşmenin 105’inci maddesinin ikinci boyutu devletlerin deniz haydutluğu suçlarını yargılanmasına ilişkin esasa işaret etmektedir. Maddede belirtildiği üzere deniz haydutluğu eylemine müdahale ederek, gemi ve mallara el koyan ve saldırganları yakalayan devlet Sözleşmenin tanıdığı yetki ile yargılamayı kendi mahkemelerinde yapabilecek ve suçluları cezalandırabilecektir. Bu noktada yargılama ve cezalandırma tamamıyla devletlerin iç hukuklarına bırakılmış durumdadır.

B. DENİZ HAYDUTLARININ YARGILANMASI KONUSUNDAKİ SORUNLAR

Deniz haydutlarının yargılanması konusunda evrensel yargı yetkisinin bulunmasına rağmen devletlerin bu konuda yargılama yapmaktan çekindikleri Somali örneğinde çok net bir şekilde görülmüştür. Somali’de ele geçirilen deniz haydutları ile ilgili olarak şu ana kadar sadece Kenya, Yemen, Fransa, Hollanda ve Amerika Birleşik Devletleri yargılama yapmıştır.

Bir çok deniz haydutu yakalanmasının ardından yargılama konusundaki tereddütler sebebiyle tekrar serbest bırakılmak durumunda kalmıştır. Örneğin Alman deniz kuvvetlerine ait gemilerce yakalanan deniz haydutları Alman hükümetinin saldırıların kendi vatandaşlarına ya da tabiiyetleri altındaki gemilere karşı yapılmadığından hareketle gözaltı yetkilerinin bulunmadığı gerekçesiyle salıverilmişlerdir. Benzer uygulamaların Kanada, Hollanda ve Portekiz deniz kuvvetlerince de yapıldığı bilinmektedir. Somalili deniz haydutlarının yakalandıktan sonra yargılanmadan serbest bırakılma oranının %90 olduğu belirtilmektedir. Sözleşme hükümlerinin uygulanmasındaki bu aksaklık ve gerekli yargılamaların yapılamaması deniz haydutlarını daha da teşvik eden bir faktör olmaktadır.

Bu konuda yargılama yapmakla yetkili bir uluslararası mahkemenin henüz kurulamamış olması deniz haydutlarıyla mücadelede önemli bir güç kaybına sebep olmaktadır. Bu bağlamda deniz haydutlarının yargılanmaları ile ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nde yapılacak değişiklikle yetkilendirilebileceği ifade edilmektedir.

Somali açıklarında ve Aden körfezinde gerçekleşen deniz haydutluğu eylemlerini yargılamak üzere Kenya tarafından Haziran 2010’da özel bir mahkeme kurulmuştur. İlgili mahkemenin kurulmasına Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Kanada ve Avustralya da mali yönden destek olmuştur. Söz konusu mahkeme uluslararası mahkeme hükmünde olmamakla birlikte Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tanıdığı evrensel yargı yetkisinden hareketle yargılama yapmaktadır.

Yargılamaların devletlerin iç hukuklarına bırakılmış olması devletler arasında farklı uygulamalara sebep olmakta, kimi devletlerin iç hukuklarında deniz haydutluğu fiili suç olarak dahi düzenlenmezken kimi devletler ise uluslarası sularda gerçekleşen ve herhangi bir şekilde taraf olmadığı deniz haydutluğu eylemlerini yargılama bakımından kendisini yetkili görmemektedir. Bu noktada devletler yakaladıkları haydutları ya serbest bırakmak zorunda kalmakta ya da Kenya gibi bölge ülkeleri ile sözleşmeler imzalamak suretiyle bu ülkelere teslim etmektedirler.

Bir diğer problem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne tâbi avrupa ülkeleri açısından söz konusudur. Açık denizde yakalanan saldırganların yakalanarak göz altına alınmaları ve makul sürede mahkeme önüne çıkarılmaları gereği bir çok ülke açısından problem oluşturmakta hatta bununla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden ihlal kararları dahi çıkmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Fransız donanması tarafından 2008 yılında yakalanan Somalili deniz haydutlarının zamanında hakim karşısına çıkartılmaması gerekçesiyle Fransa’yı tazminata mahkum etmiştir. Fransa’nın “Le Ponant“ ve “Le Carre d’As“ isimli iki gemisi somalili korsanlar tarafından kaçırılmış, Fransız donanması saldırganları yakalayarak ilk kafileyi 4 gün 20 saat, ikinci kafileyi 6 gün 16 saat içerisinde Fransaya getirmişlerdir. Mahkeme bu sürelerde ülkeye getirilen Somalili deniz haydutlarının hakim karşısına çıkartılmaları için 48 saat daha bekletilmelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle Fransa’yı 50 bin Euro tazminata mahkum etmiştir.

Deniz haydutlarının yargılanması konusunda başarısız bir tablonun bulunmasının sebebi olarak; deniz haydutluğu fiilinin iç hukuklarda cezai müeyyide gerektiren bir suç olarak tanımlanmaması, bu konuda evrensel yargılama prensibinin kabul edilmemiş olması, yargılama konusunda 1988 tarihli Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme’ye başvurulmaması, denizde gözaltı prosedürünün iç hukuklarda daha farklı ve daha esnek şekilde düzenlenmemiş olması, yakalanan deniz haydutlarının gerek iç hukuk gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nde belirtilen sürelerde hakim önüne çıkartılamamasının devletler açısından sorumluluk doğruma ihtimali, delil toplama konusunda çekilen sıkıntılar, mağdurların bazen uzaklık bazen de işverenlerin istememesi sebebiyle yargılamalarda ifade vermekten çekinmeleri, bölge ülkelerinde yapılan yargılamalarda tutuklu ve hükümlü deniz haydutları için yeterli hapishane bulunmaması, devletlerin tarafı olmadıkları bir vakada yargılama yapmak hususundaki politik isteksizlikleri gösterilmektedir.

C. DENİZ HAYDUTLARININ TÜRKİYE’DE YARGILANMASI

Türk Ceza Kanunu‘nun benimsemiş olduğu mülkilik ilkesi gereği Türk iç suları ve karasularında işlenen deniz haydutluğu fiilleri ile şahsilik ilkesi ve bayrak kanunun ilkesi gereği Türk vatandaşlarına karşı ya da Türk Bayrağı çekme yetkisine sahip Türkiye’nin tabiyetindeki bir gemiye karşı veya bu nitelikleri haiz kişi ve gemiler tarafından işlenen deniz haydutluğu suçlarında Türkiye’nin yargılama yetkisinin bulunduğu şüphesizdir.

Türkiye’nin her hangi bir şekilde taraf olmadığı uluslarası deniz haydutluğu eylemleri bakımından konu ele alınacak olursa; Türkiye her ne kadar Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmasa da sözleşmesinin deniz haydutluğu suçuna ilişkin hükümleri artık deniz hukuku alanında uluslararası örf ve adet kuralı haline geldiğinden her devlet gibi Türkiye’nin de bu konuda evrensel yargı yetkisi vardır ve deniz haydutlarını yakalayıp Türkiye’ye getirerek yargılama ve cezalandırma yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye Denizde Seyir Güvenligine Karsı Yasadşı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözlesme’ye taraf olmakla sözleşmede belirtilen yasadışı eylemleri iç hukukunda düzenleme yükümlülüğü altına girmiş bulunmaktadır.

Esasen Türk Ceza Kanunu’nun yukarıda da değinilen Yabancı Tarafından İşlenen Suç başlıklı 12’inci maddesi, Diğer Suçlar başlıklı 13’üncü maddesi, Ulaşım Araçlarının Kaçırılması ve Alıkonulması başlıklı 223’üncü maddesi, Mala Zarar Vermenin Nitelikli Halleri başlıklı 152’inci maddesi ve diğer ilgili maddeleri de Türkiye’nin uluslararası sularda taraf olmadığı bu tür deniz haydutluğu suçlarını yargılamasına izin vermektedir.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 223’üncü maddesi deniz araçlarının cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla hareket etmesinin engellenmesini, hareket halinde iken durdurulması veya gitmekte olduğu yerden başka bir yere götürülmesini suç kabul ederek cezasının 2 yıldan 5 yıla hapis cezası olduğunu, bu suçların işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi veya kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi halinde ayrıca bu suçlardan cezalandırma yoluna gidileceği hüküm altına almıştır.

Yine Türk Ceza Kanunu’nun 13’ün maddesinde vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi halinde, Türk kanunlarının uygulanacağı suçlar arasında Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması (madde 223, fıkra 2, 3) ya da bu araçlara karşı işlenen zarar verme (madde 152) suçları da sayılarak bu konudaki Türkiye’nin evrensel yargı yetkisi Türk Ceza Kanunu ile de kabul edilmiş bulunmaktadır

Türkiye, Somali başta olmak üzere deniz haydutlarına karşı düzenlenen operasyonlara birfiil katılmakla birlikte henüz Türkiye’ye getirilerek yargılanan bir deniz haydutu bulunmamaktadır.

Türk deniz kuvvetlerinin uluslararası sularda deniz haydutluğu ile mücadelesi için çıkartılan Başbakanlık tezkereleri ve TBMM kararlarında Türkiye’nin yargılama yetkisi saklı tutulmakla birlikte bir önceki bölümde de sayılan yargılama güçlükleri sebebiyle yakalanan deniz haydutlarının bölge ülkelerine teslimi yolu seçilmektedir.

SONUÇ

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin açık denizlerde ve hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan yerler ile daha sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ile bu alanlara eklenen Somali karasularında işlenen deniz haydutluğu eylemlerine karşı tanınan evrensel yargı yetkisinin sonucunda devletlerce yakalanan deniz haydutlarının yargılanması konusunda evrensel bir yargılama sisteminin oluşturulamamış olması ve yargılamanın devletlerin iç hukukuna bırakılmış olması deniz haydutluğu ile mücadelede beklenen başarıyı engelleyen en önemli faktörlerden bir tanesidir.

Bu konuda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku sözleşmesinde yapılacak değişikliklerle uluslarası bir yargı makamı oluşturularak deniz haydutlarının uluslarası bir ceza mahkemesinde yargılanmasının yolu açılmalıdır.

Yine suçun işlendiği yer ve yapısı gereği deniz haydutlarının yakalanarak yargı makamları önüne çıkartılması noktasındaki zorlular düşünüldüğünde uluslararası sularda işlenen suçlar bakımından gözaltı süreleri yeniden ele alınmalı ve bu suçlara özel olarak esneklik sağlanmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yukarıda belirtildiği üzere bu konuda Fransa aleyhine ve deniz haydutları lehine vermiş olduğu ihlal kararları ve tazminat hükümleri kabul edilebilir olmaktan uzaktır.

Devletlerin ihtiyarına bırakılmış olan deniz haydutlarının yargılanması meselesi bu tür ihlal kararları ile birlikte daha da zorlaştırılmakla ve caydırıcı kılınmaktadır. Devletlerin deniz haydutlarını yargılama konusundaki politik isteksizlikleri ise deniz haydutlarını her geçen gün daha da cesaretlendirmektedir.

Deniz haydutlarının Türkiye’de yargılanması bakımından gerek iç hukuk gerekse uluslararası hukuk bakımından hiçbir engel bulunmamakla birlikte sayılan sebeplerle Türkiye de deniz haydutlarını yargılamak yerine yakalayarak bölge ülkelerine teslim etmek yolunu seçmektedir.

KAYNAKÇA

  • AYDIN Devrim, “Ceza Kanunlarının Yer Yönünden Uygulanması”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi (94), 2011, Ankara
  • BATIR Kerem, Yirmibirinci Yüzyılda Deniz Haydutluğu ve Uluslararası Hukuk, Usak Yayınları, Birinci Baskı, Ankara, 2011
  • BAYILLIOĞLU Uğur, “Somali Sahilleri ve Açıklarında İşlenen Deniz Haydutluğu Fiillerine Karşı Yürütülen Mücadelenin Hukuki Dayanakları ve Türkiye’nin Durumu“, Gazi Üniversitesi hukuk Fakültesi Dergisi, C. XV, 2011, Ankara
  • DEMİRBAŞ, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Baskı, Ankara
  • DEMİRTAŞ Cengiz,“Somali Sahillerindeki Deniz Haydutluğu Eylemleri Ve Haydutların Yargılanması“, İÜHFM C. LXX, S. 1, 40, İstanbul, 2012
  • EVİN, Bekir, “Uluslararası Hukukta Deniz Haydutluğu Kavramı ve Şiddet Faktörü”, Güvenlik Birimleri Dergisi, 1(1), 2012
  • HAKERİ, Hakan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 14. Baskı, Ankara, 2012
  • MERAY Seha L., “Bazı Türk Andlaşmalarına Göre Korsanlık ve Deniz Haydutluğunun Yasaklanması” , AÜSBFD, Cilt: 18, Sayı: 3, 1963
  • ÖKTEM A.Emre, KURTDARCAN Bleda R., Deniz Haydutluğu ve Korsanlık: Tarihi ve Hukuki Boyutlarıyla, Denizler Kitabevi, Birinci Baskı, İstanbul, 2011
  • ÖZTÜRK , Bahri, ERDEM , Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Yayınevi, 12. Baskı, Ankara, 2012
  • TOPAL Ahmet Hamdi, “Uluslararası Hukukta Deniz Haydutluğu ve Mücadele Yöntemleri“, AÜHFD, 59 (1), 2010, Ankara

Yorum Yap veya Soru Sor !

  Bildirimleri Aç!  
Bildir