Malpraktis Davaları ve Hekimin Sorumluluğu

Malpraktis Davaları ve Hekimin Sorumluluğu Puan: 5 üzerinden 5

Malpraktis kelime anlamı olarak hatalı uygulama manasına gelmekle birlikte malpraktisin sağlık hukukundaki karşılığı hekimin yanlış tedavi uygulamasıdır. Yazımızda yanlış tedavi uygulamaları sebebiyle hastanın uğramış olduğu zarar neticesinde hekim aleyhine açılan malpraktis davaları hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

Malpraktis davaları ve hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu ile ilgili olarak soru ve görüşlerinizi yazımızın altına yorum olarak ekleyebilirsiniz. Bu konuda hem hekimlerimizin hem de yanlış tedavi mağduru hastaların soru ve görüşleri bizler için değerlidir.

Yanlış Tedavi ve Hekimin Sorumluluğu

Hekimin sorumluluğu ve neticesinde hekim aleyhine açılan malpraktis davaları hakkında bilgi vermeden önce hekimin sorumluluğunun doğmasına sebep olan yanlış tedavi kavramına açıklık getirmemiz gerekir. Yanlış tedavi hekimin hastasını tedavi ederken modern tıbbın kabul ettiği tedavi metotlarına, tekniklerine ve kabullerine aykırı, bilimsel gerçeklerden ve standartlardan uzak müdahaleleri neticesinde hastanın maddi veya manevi zarara uğraması anlamına gelmektedir. Ceza hukuku bakımından konuya ele alacak olursak yanlış tedavi hekimin tedaviyi uygularken kast veya en azından taksir derecesinde yani dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı eylemleriyle gerçekleştirdiği kusurlu hareketleridir.

Hekimin yanlış tedavi neticesinde hem cezai hem de hukuki sorumluluğunun yani tazminat yükümlülüğünün gündeme geldiğinden tanımı da ona göre iki farklı şekilde izah etmeye çalıştık. Örnek vermek gerekirse modern tıbbın kabul ettiği gerçeklere ve bilimsel seviyeye aykırı olarak hekimin hatalı bir ilaç kullanması neticesinde hastanın sakat kalması durumunda hekim hem taksirle yaralama suçundan ceza mahkemesinde yargılanacak hem de eylemi haksız fiil teşkil ettiğinden hukuk mahkemesinde tazminat davası ile karşı karşıya kalacaktır.

Hekimin Ceza Sorumluluğu

Yukarıda da kısaca değindiğimiz gibi yanlış tedavinin hekim açısından neticelerinden biri hekimin cezai sorumluluğunu doğurmasıdır. Ceza kanunumuzda ve cezai düzenlemeler içeren diğer kanunlarımızda sağlık uygulamalarına özel olarak düzenlenmiş suç ve cezalar bulunmamaktadır. Ancak Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan kasten öldürme, kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, taksirle öldürme ve taksirle yaralama suçları yanlış tedaviye konu hekimlik faaliyetleri bakımından da uygulama alanı bulmaktadır.

Suç teorisine göre bir eylemin suç teşkil edebilmesi için hareket ile netice arasında uygun illiyet bağının bulunması, kast veya taksir derecesinde faile yüklenebilir bir kusurun bulunması ve son olarak da hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmaması gerekir. Hekimin cezai sorumluluğunu doğuracak ve suç olarak değerlendirilecek bir yanlış tedaviyi bu teori kapsamında ve yukarıdaki örnek özelinde ele alalım:

Hekimin yanlış ilacı vermesi hareket unsurunu, hastanın sakat kalması neticeyi, sakatlığın hekimin vermiş olduğu yanlış ilaçtan ileri gelmesi uygun illiyet bağını, hekimin bilinçli olarak yanlış ilaç vermesi kast derecesindeki kusurunu veya hekimin istemeden de olsa dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucu yanlış ilacı vermesi taksir derecesindeki kusurunu oluşturacaktır. Örneğimizde risk yarar dengesinin gözetilmesi, hastanın hukuka uygun rızası gibi bir hukuka uygunluk sebebi de mümkün olamayacağından suç oluşmuş ve hekimin cezai sorumluluğu doğmuş diyebiliriz.  Hukuka uygunluk koşulu bakımından hastanın hukuka uygun rızası yani aydınlatılmış onam kavramını birazdan ele alacağız.

Hekimin Hukuki Sorumluluğu

Uygulamada genellikle hekim hakkında başlatılan ceza yargılamasının hekimin aleyhine sonuçlanması akabinde hastalar veya yakınları tarafından  tazminat davaları açıldığını görmekteyiz. Cezai anlamda suç teşkil eden hatalı tedavi aynı zamanda tazminatı gerektirir bir haksız fiil veya bazı durumlarda vekaletsiz iş görme olarak kabul edilmektedir. Hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarından oluşan haksız fiil kavramında görüleceği üzere cezai sorumluluktan farklı olarak haksız fiilde bir zararın meydana gelmiş olması şartı aranmaktadır. Bu zarar hastane ve tedavi masrafları, vefat halinde cenaze giderleri, gelir kaybı, iş gücü kaybı, destekten yoksun kalma tazminatı gibi maddi tazminatı gerektirir maddi zararlar olabileceği gibi, yanlış tedavinin yol açtığı psikolojik sorunlar nedeniyle manevi tazminatı gerektirir manevi zararlar da olabilir. Tazminat davalarında hekimle birlikte kusurunun bulunması ölçüsünde hastane yöneticileri, hastane tüzel kişiliği ve sigorta şirketleri de davalı olabilmektedirler.

DİKKAT: Protez diş uygulamaları, estetik cerrahi müdahaleleri gibi tıbbi uygulamalar tedavi amacından daha çok estetik kaygılarla gerçekleştirilen müdahaleler olduğundan hukuki olarak bu müdahaleler eser sözleşmesi kapsamında değerlendirmekte, bu tür uygulamalara uyuşmazlıklarda eser sözleşmesi hükümleri uygulanmaktadır.

BUNA DA GÖZAT: Hekimin Hukuki Yani Tazminat Sorumluluğu https://www.hukuknotlarim.com/hekimin-hukuki-yani-tazminat-sorumlulugu/

Kusur kavramının tespitinde özellikle tıp biliminin profesyonellerinin mahkemeye sunacakları bilirkişi raporları büyük bir önem arz etmektedir. Gerçekleştirilen tedavinin yanlış tedavi olup olmadığı, meydana gelen zararda hekime atfedilebilecek bir kusurun bulunup bulunmadığı, meydana gelen zararın birazdan daha ayrıntılı açıklayacağımız şekilde önlenemez bir komplikasyon olup olmadığı hususlarında mahkemeye sunulacak uzman raporları davanın seyrini belirleyecektir. Mahkemeler bu noktada kendi seçecekleri uzman doktorlardan oluşan heyetten rapor alabileceği gibi, hastalığın ve tedavinin niteliğine göre hekimlerin meslek birliklerinden, hastanelerin çeşitli birimlerinden, adli tıp servislerinden veya adli tıp kurumunun ihtisas dairelerinden, yüksek sağlık şurasından uzmanlık raporu alabilmektedirler.

Aydınlatılmış Onam Kavramı

Bir tedavinin hukuka uygun kabul edilebilmesi için mutlaka hukuka uygun hasta rızasına dayanıyor olması gerekir. Hastanın veya yasal temsilcisinin hukuka uygun rızasının bulunmadığı tedavi hatalı bir tedavi olmasa dahi vücut bütünlüğüne hukuka aykırı müdahale kabul edileceğinden haksız fiil olarak değerlendirilir ve tazmin yükümlülüğünü doğurur. Bu noktada rıza haricinde bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması halleri istisnadır. Buna örnek olarak suç soruşturması kapsamında ceza muhakemesi kanunu gereği şüphelinin vücudundan kan veya idrar şeklinde örnek alınması verilebilir. Bu durumda rıza koşulu aranmadan şüphelinin vücut bütünlüğüne müdahale gerçekleştirilebilmekte ve kanunun emri gereği hukuka uygunluk sağlanmış olmaktadır.

Bazı riskli tedavi metodlarında veya henüz tam olarak seri üretime geçirilmemiş ilaçların ve tedavi metotlarının insanlar üzerinde denenmesinde aydınlatılmış onam olarak adlandırılan rıza beyannameleri hastalara imzalatılmaktadır. Bu tarz bir aydınlatılmış onam formunun hasta tarafından doldurulmuş olması hekime karşı açılacak olası davalarda hekimin ve hastanenin elini güçlendirecek, hukuka uygun rızayı kanıtlamalarını kolaylaştıracaktır.

Aydınlatılmış onam hakkında daha ayrıntılı bilgi için linki takip edebilirsiniz: http://www.ttb.org.tr/mevzuat/index.php?option=com_content&view=article&id=983:onam&Itemid=65

Hukuka Uygun Rızanın Şartları

Hastanın rızasının hukuka uygun olabilmesi için öncelikle bazı şartların yerine getirilmiş olması gerekmektedir. Bunlardan ilki hastanın rıza alınmak istenen tedavi hakkında kapsamlı bir şekilde aydınlatılmış olmasıdır. Hekim hastanın rızasını alırken uygulanacak tedavi metodunun olumlu ve olumsuz yönlerini, meydana gelebilecek riskleri, risk yarar dengesi kapsamında bu tedavi yöntemini seçmiş olmasının sebeplerini açıklamalı ve bu açıklama neticesinde hastanın açık rızasını almalıdır.

Ayrıca hastanın rıza açıklama noktasında ehil olması da gerekir. Eğer hasta ehil değilse, örneğin 18 yaşından küçükse mutlaka hasta ile birlikte velisinin de izninin ve rızasının alınması gerekmektedir. Diğer bir koşul tedavinin her ne kadar riskli dahi olsa tıp biliminin gelmiş olduğu seviye bakımından ve risk yarar dengesi de gözetildiğinde kabul edilebilir olması gerekir. Hasta için daha az riskli bir yöntem varken hekim daha riskli yöntemi tercih edemez. Daha riskli yöntem için hastanın rızası olsa dahi alınan rıza hukuka aykırı kabul edilecek ve hekimin cezai ve hukuki sorumluluğu doğacaktır. Ötenazinin ülkemizde yasak olması da aynı mantığa dayanmaktadır; hastanın rızası dahi olsa bu durum hastanın ölümüne sebep olacak veya durumunu daha da ağırlaştıracak bir müdahaleyi hukuka uygun hale getirmemektedir.

Ani gelişen durumlarda örneğin bir trafik kazası neticesinde acile getirilen yaralılarla ilgili olarak varsayılan rıza kavramı gündeme gelmektedir. Hastanın bilincinin kapalı olduğu veya ağır yaralı olduğu, hasta yakınlarının tedavi ve müdahale esnasında hazır bulunmadıkları ve müdahale edilmemesi halinde geri dönülemez bir durumun oluşması riskinin bulunduğu bu tür acil durumlarda hastanın tedaviye rızasının var olduğu kabul edilir ve gerçekleştirilen tedavi ve müdahalenin hukuka uygun rıza kapsamında gerçekleştirildiği var sayılmaktadır.

malpraktis davaları

Komplikasyon ve Hatalı Tedavi Farkı

Hatalı tedavi ile komplikasyon çoğu zaman karışabilmekte ve her durumda iki kavramı birbirinden ayırabilmek çok da kolay olmamaktadır. Hatalı tedavi hekimin modern tıbbın uygulamalarına açık bir şekilde aykırı davranması neticesinde meydana gelmektedir. Komplikasyon ise müdahale tıbbın geldiği seviye ve genel bilimsel kabullerine uygun da olsa hastaya ve hastalığa özel nedenler sebebiyle tedavinin hastanın durumunu ağırlaştırması veya hastanın kaybedilmesi anlamına gelmektedir.

Her hasta kendisine özgü bazı özellikler ve belirtiler arz eder ve hastalıklar her hastada aynı şekilde seyretmez. Bu durum tedaviler bakımından da geçerlidir. Bir hastalığı etkileyen sayısız iç ve dış faktör söz konusudur. Belirli bir hastalığın tedavisi devam ederken hastadan veya meydana gelen sakatlık veya hastalıktan kaynaklanan özel sebeplerle çeşitli komplikasyonlar meydana gelebilir, bu komplikasyonlar hastanın durumunun daha da ağırlaşmasına, sakat kalmasına veya ölümüne sebep olabilir. Komplikasyonu hatalı tedaviden ayıracak en önemli faktör hekimin kusurunun bulunup bulunmadığı noktasındadır. Hekim tedavinin veya müdahalenin neticesinin olumlu olacağını taahhüt etmek durumunda değildir, ancak hekim modern tıbbın bilimsel gereklerine uygun davranmak ve elinden gelen çabayı sarf etmek mecburiyetindedir. Yargılama esnasında bunu ortaya koyacak olan vakıa hakkında mahkemenin alacağı uzman bilirkişi raporlarıdır.

Malpraktis Davalarında Görevli Mahkeme

Bahsettiğimiz gibi hekimin sorumluluğunun hem cezai boyutu hem de hukuki tazminat boyutu bulunmaktadır. Cezai boyutu bakımından hekimin kusurlu davranışından kaynaklanan hatalı tedavi sebebiyle savcılıklara suç duyurusunda bulunulabileceği gibi savcılıklar da ilgili kurumlardan kendilerine gelen ihbarlar neticesinde veya kendi vakıf oldukları olaylarda resen harekete geçerek soruşturma başlatabilmektedirler. Savcılık gerçekleştirdiği tahkikat ve soruşturma neticesinde suçun oluştuğuna dair yeterli şüpheye varması halinde iddianame hazırlayarak mahkemeye gönderir. İddianamenin kabulü ile suç tipine göre ağır ceza mahkemesi veya asliye ceza mahkemesinde hekim hakkındaki yargılama gerçekleştirilir.

Hekimin hatalı tedavisi neticesinde zararın meydana gelmesi halinde maddi veya manevi zarara uğrayan hasta ve yakınlarının tazminat davası açabileceğinden bahsetmiştik. Tazminat talebinden kaynaklı malpraktis davalarında görevli mahkeme ise asliye hukuk mahkemeleridir. Asliye hukuk mahkemeleri tazminat davaları bakımından genel görevli mahkemelerdir ve malpraktis kaynaklı tazminat davalarına da bu mahkemeler bakmaktadır. Mahkemenin vereceği kararın aleyhe olması halinde ise bölge adliye mahkemelerine istinaf başvurusunda bulunmak mümkündür.

DİKKAT:
1. Gerçekleştirilen tıbbi müdahale protez diş yapımı, estetik cerrahi işlemleri gibi tedavi amaçlı değilde estetik kaygılarla gerçekleştirilmiş bir uygulama ise burada artık eser sözleşmesinin varlığı kabul edilmekte ve taraflar arasında Hastane/Doktor-Hasta şeklinde bir tüketici ilişkisinin varlığı söz konusu olduğundan 28.05.2014 tarihinden sonra açılan bu tür uygulamalardan kaynaklı uyuşmazlıklarla ilgili davalara yürürlükte bulunan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereği Tüketici Mahkemeleri bakmakla görevlidir.2. Eğer gerçekleştirilen müdahale tedavi amacıyla gerçekleştirilen bir müdahale ise bu sefer davaya bakmakla görevli mahkeme Tababet ve Şuabat Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 71. maddesi gereği Sulh Hukuk Mahkemeleridir.

Kamu hastanelerinde hatalı tedavi nedeniyle meydana gelen zararlarla ilgili olarak kamu hastanesi tüzel kişiliğine yani idare karşı açılacak olan tazminat davaları tam yargı davası olarak adlandırılmakta ve bu davalar idare mahkemelerinde görülmektedir. Tam yargı davası açabilmek için öncelikle zararın tazmini için ilgili kuruma başvuru zorunluluğu bulunmaktadır. Başvurudan olumsuz yanıt alınması halinde idare mahkemesinde kurum aleyhine tam yargı davası açılabilir.

Yorum Yap veya Soru Sor !

  Bildirimleri Aç!  
Bildir