Avukata SorHukuki sorunlarınızla ilgili iletişime geçebilirsiniz!

Malpraktis Kavramının Hukuki Boyutu

Malpraktis Nedir ?

Malpraktis, hekim veya diğer sağlık personeli tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartlarını taşımaması nedeniyle hastanın zarara uğraması demektir. Tıbbi malpraktis ya da tıbbi hata olarak da adlandırılan bu durumda zarara uğrayan hasta veya yakınları zararın tazmin edilmesini isteyebilecekleri gibi hekim hakkında ceza soruşturma ve kovuşturmasının yürütülmesi de gündeme gelebilecektir.

Yazımızda tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartları, hekimin sorumlu tutulamayacağı komplikasyon hali, malpraktis sonucu hekimin karşı karşıya kalabileceği tazminat veya cezai sorumluluk ele alınmıştır. Yazının çoğu yerinde hekim olarak ifade edilse de söz konusu sorumlulukların sağlık faaliyetlerini yürüten diğer sağlık personeli veya hekimin görev yaptığı sağlık kuruluşu bakımından da geçerli olabileceğini hatırlatalım.

malpraktis

Hekimin Özen Borcu

Hekim, hekimlik faaliyetini icra ederken normal bir hekimden beklenen özeni göstermek mecburiyetindedir. Bu özen hekimlik faaliyetinin en başından en sonuna kadar, yani önleyici hekimlik faaliyetlerinden, tanı, tedavi aşamaları ve hastanın tedavi sonrası kontrolüne kadar devam etmelidir.

Özen yükümlülüğü kapsamında hekim hastaya gerekli ihtimamı göstererek, hastanın iyileşmesi için doğru tanı ve tedavi yöntemi ile hekimlik faaliyetini gerçekleştirmelidir. Hekim oluşabilecek risklere karşı gerekli tedbirleri almalı, normal bir hekimden beklenebilecek özeni sergilemelidir.

Peki gösterilecek özenin boyutu her hekim için aynı mıdır ? Hayır, bir pratisyen hekim ile uzman hekimin göstereceği özenin eş değer olması beklenemez. Bir cerrahi müdahalede pratisyen hekimden göstermesi beklenebilecek özen ile uzman cerrah hekimden göstermesi beklenebilecek özen aynı olmayacaktır.

Hekim normal bir hekimden beklenecek özeni göstermemesi halinde meydana gelecek zararlardan sorumlu olur. Örneğin operasyon esnasında hastanın karnında bir cisim unutulması, sağlık koşullarına aykırı bir ortamda kürtaj yapılması, hasta kayıtlarının tutulmaması, eksik tutulması gibi durumlar hekimin özen borcuna aykırılık teşkil eder ve oluşacak zararlarda hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu doğar.

Hekimin tıp bilimindeki ve tıp tekniğindeki gelişmeleri takip etmesi, hastası için en hızlı, en yararlı ve en ekonomik tedavi yöntemini seçmesi, hastasını tedavinin kapsamı hakkında bilgilendirmesi hep hekimin özen borcu kapsamında hastasının yararını düşünerek dikkate alması gereken ayrıntılardır.

Aydınlatılmış Onam

Hekim tıbbi müdahaleden önce hastasını teşhis, tedavi, risk ve maliyet unsurları konusunda şifahi ve yazılı olarak bilgilendirmelidir. Bu bilgilendirmenin yapılmamış olması halinde meydana gelecek zararlardan hekim hukuki ve cezai anlamda sorumlu olacaktır.

Ancak aciliyetin söz konusu olduğu hallerde örneğin trafik kazası ile acile getirilen ve komada olan bir yaralı hakkında veya aydınlatılmış onam kapsamında başlatılan bir operasyonun gelişen duruma göre genişletilmesi zaruretinin oluşması durumlarında durumun mahiyeti gereği hastanın rızasının alınması mümkün olamamaktadır. Bu durumlarda diğer koşulların mevcudiyeti halinde varsayım olarak aydınlatılmış onamın da var olduğu kabul edilir. Diğer şartlar tamam ise aydınlatılmış onamın alınmamış olması durumun aciliyeti ve zorunluluk hali sebebiyle tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getirmez.

Aydınlatılmış onamın alınmış olması da meydana gelen zarardan hekimi tek başına kurtarmaz; tıbbi müdahalenin diğer hukuka uygunluk şartlarının da yerine getirilmiş olması gerekir. Aydınlatılmış onamın alınması yanında örneğin yukarıda açıklanan özen yükümlülüğüne uygun hareket edilmesi, hekimlik faaliyetini veya sağlık personeli açısından sağlık hizmetini icra etme yetkisine sahip olunması, tanı, tedavi, kontrol aşamalarında tıp ilminin ve tekniğinin gerektirdiği yöntemlerin uygulanması gibi sorumluluklar da bulunmaktadır.

Örneğin hekim olmayan ya da başkaca bir sıfat altında tıbbi müdahale yetkisi bulunmayan bir kişinin hastaya tıbbi müdahalede bulunması halinde aydınlatılmış onam dahil diğer tüm şartlar mevcut olsa dahi kişinin eylemi hukuka aykırı kabul edileceğinden meydana gelen zarardan da tazminat sorumluluğu söz konusu olacaktır. Bu kişi cezai anlamda da duruma göre taksirle ya da kasten yaralama veya öldürme suçlarından cezalandırılır. Bunun tek istisnası zorunluluk halidir. Zorunluluk halinde, örneğin acil bir durum varsa ve o an için sağlık personeline ulaşma imkanı da yoksa müdahale zorunluluk sebebiyle hukuka uygun hale gelir.

Hasta Hekim İlişkisi

Hasta ile hekim arasındaki tıbbi müdahaleye ilişkin ilişki aslında bir sözleşmeyi de meydana getirmektedir. Tedavi amaçlı tıbbi müdahalelerde bu sözleşmenin tipi vekalet sözleşmesidir. Vekalet sözleşmesinin tipik özelliği vekilin özen yükümlülüğü kapsamında faaliyetini icra etmesi ancak sonuç hakkında bir taahhütte bulunmamasıdır.

Örneğin hekim kanser tanısı ile gelen bir hastası için en uygun tedavi yöntemini seçerek, hastanın aydınlatılmış onamını da alarak tedaviye başlar. Ancak bu tedavi neticesinde hastanın şifa bulacağı garantisini vermez. Bu durum vekalet sözleşmesinin en tabi özelliğidir.

Estetik müdahaleler ise tedavi amaçlı müdahalelerden hekim ile hasta arasında sözleşmenin hukuki niteliği bakımından ayrılmaktadır. Estetik müdahalelerin söz konusu olduğu hallerde hasta ile hekim arasında eser sözleşmesi bulunmaktadır. Doktrinde bu husus tartışılsa da Yargıtay’ın estetik operasyonların eser sözleşmesi niteliğinde olduğuna dair müstekar içtihadları bulunmaktadır. Eser sözleşmesinin en tipik özelliği ise belirli bir sonucun taahhüt edilmesidir.

Örneğin hastanın burun estetiği talebi ile başlayan bir estetik operasyonda hekim hastaya önceden belirli fotoğraflar, çizimler vs. de göstermek suretiyle belirli bir burun şeklini taahhüt etmektedir. Bu durumda neticenin taahhüt edilmesi söz konusu olduğundan hekim bu neticenin hasıl olmamasından da eser sözleşmelerindeki ayıplı ifa hükümleri kapsamında sorumlu olacaktır.

Ancak bir takım riskli estetik operasyonları da yapılabilmektedir. Örneğin bazı karın germe operasyonlarında hastanın solunum sıkıntısı çekmesi nedeniyle operasyonun başarısız olması ve yapılan işlemin eski hale getirilmesi gerekebilmektedir.

Böyle bir ihtimalin mevcudiyeti halinde hekimin hastasını meydana gelecek riskler ve operasyonun başarısız neticelenme ihtimalinin bulunduğu konusunda uyarması ve bu hususta hastasından yazılı aydınlatılmış onam alması gerekmektedir. Eser sözleşmesi niteliğindeki estetik operasyonda neticenin meydana gelmemesi ihtimalinde hekimin sorumluluktan kurtulması ancak bu şartla mümkün olabilir.

Hekimin Sorumlu Olmadığı Komplikasyon Hali

Hekimin her türlü özeni göstermesine ve tıbbi müdahalenin tüm hukuka uygunluk şartlarına riayet etmesine rağmen bazen istenmeyen sonuçlar meydana gelebilir. İşte hekimin tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen meydana gelen istenmeyen sonuçlara komplikasyon denilmektedir.

İstatistiki veriler hasta hekim arasındaki uyuşmazlıkların büyük bir çoğunluğunda hekimin müdahalesi sonucu meydana gelen zararın komplikasyon olduğunun tespit edilmesi ve hekimin meydana gelen zarardan sorumlu olmadığının kabul edilmesi ile sonuçlandığını ortaya koymaktadır.

Komplikasyonun varlığı meydana gelen zarardan hekimin hem hukuki yani tazminat hem de cezai olarak sorumlu olmadığı anlamına gelir. Tedavi faaliyeti doğası gereği bir takım riskleri barındırmaktadır. Hekim tedaviye başlamadan önce aydınlatılmış onam kapsamında hastasını meydana gelecek riskler konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirmelidir.

Ayrıca hekim uygulayacağı tedaviyi seçerken de belirli bir fayda yarar dengesini gözetmelidir. Hasta için en az riskli yöntemi seçmesi özen yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ancak hastanın hiç tedavi olmaması, risklerin mevcudiyetine rağmen tedavi olmasına göre hastanın daha yararına görülebiliyorsa ve bu konuda hasta yeterince aydınlatılmış ve rızası alınmışsa artık tıbbi müdahale hukuka uygun gerçekleşmiş demektir. Böyle bir durumda meydana gelen komplikasyonlardan da hekim sorumlu olmaz.

Peki mahkeme tıbbi hata ve komplikasyon ayrımını nasıl yapar ? Mahkeme bu konuda yine tıp biliminin uzmanlarından yardım alır ve hekimin faaliyetinin tıbbi kurallara uygun olup olmadığı hususunda duruma göre Adli Tıp Kurumu‘ndan, Yüksek Sağlık Şurası’ndan ya da üniversitelerin ilgili ihtisas bölümlerindeki akademisyen tıp uzmanlarından oluşan bir heyetten rapor alır.

Hekimin Hukuki Sorumluluğu

Yukarıdaki hukuka uygunluk şartlarını taşımayan bir tıbbi müdahale malpraktis olarak adlandırılır. Malpraktis sonucunda hekimin hem bu başlıkta ele alacağımız hukuki yani tazminat sorumluluğu hem de bir sonraki başlıkta ele alacağımız ceza sorumluluğu gündeme gelebilecektir.

Tıbbi hata olarak adlandırılan malpraktis sonucunda hastanın vücut bütünlüğünün ihlal edilmesi ve neticeten maddi veya manevi bir zararının oluşması durumunda hekim hasta arasındaki vekalet veya duruma göre eser sözleşmesine aykırılık nedeniyle hekimin veya duruma göre hastanenin veya mesleki sorumluluk sigorta şirketinin tazminat yükümlülüğü gündeme gelir.

Bu kapsamda maddi veya manevi tazminat talep edilebilmektedir. Maddi tazminat kapsamında tedavi masrafları, iş gücü kaybı, kazanç kaybı, ölüm halinde defin giderleri, destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir. Diğer talep kalemi olan manevi tazminat ise hastanın veya yakınlarının tıbbi hata nedeniyle duydukları elem ve ızdırap sonucu talep edebilecekleri ve olayın mahiyetine göre miktarını talebi aşmamak üzere hakimin takdir edeceği bir tazminat türüdür.

Tazminat Davası

Tıbbi hata sonucu açılacak tazminat talepli malpraktis davasında davacı tıbbi hatadan zarar gören kişidir. Bu bazen hastanın bizzat kendisi olabileceği gibi, hastanın manevi zarar gören yakınları veya hastanın vefatı halinde destekten yoksun kalanlar da olabilir. Davalı ise tıbbi hatayı gerçekleştiren doktor, doktorun mesleki faaliyetini gerçekleştirdiği sağlık merkezi, hastane ve varsa mesleki sorumluluk sigortasının yapıldığı sigorta şirketi olabilir.

Görevli Mahkeme

Eğer tedavi hizmeti özel hastaneden veya hekimin özel muayenehanesinden alınmış ise davanın görüleceği yargı yolu adli yargıdır. Bu durumda yargılama 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri gereği Tüketici mahkemesinde görülmektedir. Zira yeni Tüketici Kanunumuz vekalet ve eser sözleşmelerini de kanun kapsamına almış bulunmaktadır.

Eğer malpraktis kamu hastanesinde meydana gelmişse, tıbbi hatayı gerçekleştiren hekim de bir kamu görevlisi kabul edileceğinden dava idari yargıda tam yargı davası olarak görülecektir. Bu durumda hekimlik faaliyeti dolayısıyla ya da sağlık faaliyetini yürüten diğer personelin bu faaliyetleri dolayısıyla kişisel kusurlarından dolayı Anayasa’nın 129/5 maddesi ve 675 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereği doğrudan kendilerine tazminat davası açılamamaktadır.

Ancak idare aleyhine sonuçlanacak bir yargılama neticesinde kişisel sorumluluğu bulunan hekime veya sağlık personeline idare rücu edebilir. Bu rücu davası ise adli yargıda görülür. Bu davada hizmetin işleyişindeki aksaklıktan ziyade bizzat hekimin kişisel kusurunun bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi yapılır.

Bu arada dipnot olarak belirtelim ki kamu hastanelerinde çalışan hekimlerin veya sağlık personelinin malpraktis sonucu doğrudan kendilerine tazminat davası açılamaması yönündeki düzenleme sadece hekimlik ve sağlık faaliyeti kapsamındaki kişisel kusurları ile ilgilidir; yoksa bu faaliyet ile doğrudan ilişkisi olmayan hakaret, tehdit, darp gibi sebeplerle doğrudan hekime karşı adli yargı mercilerinde tazminat davası açılabilecektir.

Vakıf üniversitelerinin hastaneleri aleyhine de Yükseköğretim Kanunu‘nda yer alan düzenleme gereği ancak idari yargıda tam yargı davası açılabilir. Ancak kamu hastanelerinden farklı olarak vakıf üniversitesi hastanelerindeki hekimler 657 sayılı Kanun’a tabi bir kamu görevlisi olmadıklarından kişisel kusurlarından kaynaklanan tıbbi hata nedeniyle aleyhlerine doğrudan adli yargıda tazminat davası açılabilmektedir.

Yetkili Mahkeme

Malpraktis sebebiyle açılacak davalar Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel yetki kuralları gereği davalının veya birden fazla ise davalılardan birinin bulunduğu yerde açılabileceği gibi sözleşmenin ifa edildiği yani tedavinin gerçekleştirildiği yerde de açılabilir. Buna ek olarak bir tüketici işlemi söz konusu olduğundan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73. maddesi gereği dava tüketicinin yani hastanın ikametinin bulunduğu yerdeki mahkemede de açılabilir.

Son olarak malpraktis davaları Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a tabi olduğundan bu davalar bakımından belirli bir miktara kadar olan uyuşmazlıklarda Tüketici Hakem Heyetlerinin görevli olduğunu, bunun bir dava şartı olduğunu aksi halde Tüketici mahkemesinin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vereceğini belirtelim.

Tüketici hakem heyetine başvuru hakkındaki yazımız:
https://www.hukuknotlarim.com/tuketici-hakem-heyetine-basvuru/

Hekimin Cezai Sorumluluğu

Malpraktis sonucu meydana gelen zarardan hekimin en az taksir derecesinde kusuru bulunduğu kanaatinin mahkemede hasıl olması halinde cezai yaptırım gündeme gelir. Ceza hukukunda kusur taksir ve kast olmak üzere ikiye ayrılır. Zararın meydana gelmesinin istenmediği hallerde taksir, bilerek ve isteyerek eylemin gerçekleştirilmesinde ise kast gündeme gelir.

Hekimlerin tıbbi hata sonucu cezai sorumlulukları büyük çoğunlukla taksir şeklinde ortaya çıkmaktadır. Taksirde kendi içerisinde basit ve bilinçli taksir olarak ikiye ayrılır. Basit taksir hekimin zararın meydana gelmesini istememesi ve neticeyi ise öngörememesi halinde söz konusu olur. Bilinçli taksirde ise yine zararın meydana gelmesi istenmemekle birlikte netice öngörülebilmekte ancak hekimde mesleki tecrübesine güvenerek neticenin meydana gelmeyeceği konusunda bir inanç hasıl olmaktadır. İkisi arasındaki fark genel itibariyle cezanın miktarının bilinçli taksirde basit taksire göre daha yüksek olması şeklinde ve taksirle yaralamanın nitelikli hallerinde şikayet koşulunun aranıp aranmaması hususunda kendini göstermektedir.

Bu teorik ayrıntıdan sonra malpraktis davalarının hemen hemen hepsinde kusurun basit taksir şeklinde ortaya çıktığını, Yargıtay kararları arasında bilinçli taksir olarak kabul edilen tıbbi hata yani malpraktis örneklerinin bir elin parmaklarını geçmediğini de ifade etmiş olalım. Son yıllarda sadece iki adet vakıada bilinçli taksir uygulanmış olup bunlardan bir tanesi hastasının apseli dişini çekmesi sonucu ölümüne sebebiyet veren diş hekimi, diğeri ise hasta işlem dosyasında ve bilekliğinde belirli bir ilaca alerjisi olduğu yazılı olmasına rağmen bu ilacı hastaya uygulayan hekim ile ilgilidir.

Taksirle Yaralama ve Öldürme Suçları

Hekimin tıbbi hatası sonucu ölüm meydana gelirse Türk Ceza Kanunu‘nun 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçu, ölüm söz konusu olmamakla birlikte hastanın durumunun tıbbi hata sonucu ağırlaşması ya da tıbbi müdahale öncesi var olmayan bir hastalık veya sakatlığının oluşması halinde 89. maddedeki taksirle yaralama suçu gündeme gelecektir.

Kanunda taksirle öldürme suçunun temel cezası 2 yıldan 6 yıla kadar hapis, birden fazla kişinin ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunmuşsa 2 yıldan 15 yıla kadar hapis olarak düzenlenmiştir.

Taksirle yaralamanın ise temel cezası 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası olmakla birlikte yaralamanın mahiyetine yani nitelikli hallere girmesine göre cezanın miktarının üst sınırının 3 yıla kadar çıkabildiğini belirtelim.

TCK 257/2 İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Birazdan illiyet bağı başlığında açıklayacağımız gerekçelerle tıbbi hata sonucu meydana gelen zarar ile hekimin hatalı eylemi arasında illiyet bağının yani nedensellik ilişkisinin kurulamaması halinde eğer hekimin eylemi yine de hukuka aykırılık içeriyorsa taksirle yaralama ya da taksirle öldürme suçundan değil ancak Türk Ceza Kanunu’nun 257/2. maddesinde düzenlenen ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması yoluna gidilebilmektedir.

Ancak bu madde sadece kamu görevlileri bakımından bir cezai yaptırım olarak düzenlendiğinden özel hastanelerde, vakıf üniversitesi hastanelerinde görevli ya da özel muayenesinde hizmet veren doktorlar veya sağlık personeli bakımından TCK 257/2’nin tatbiki mümkün değildir.

Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma, Madde 257/2

Taksirle yaralama ve taksirle öldürme suçlarında kanuni düzenleme ile cezalandırılmak istenen netice hastanın yaralanması veya ölmesi iken TCK 257/2 ile cezalandırılmak istenen netice hekim veya sağlık personelinin hukuka ve mevzuata aykırı eylemidir.

Her ne kadar yaralanma veya ölüm söz konusu olmasa veya yaralanma veya ölüm söz konusu olmakla birlikte hekimin tıbbi hata iddiasına konu eylemi gerçekleştirmemesi halinde dahi bu sonucun meydana geleceği uzman bilirkişi heyetince ortaya konmuş olmasına rağmen yine de hekimin eylemi tek başına hukuka aykırı bir ihmal niteliğinde kabul edilebiliyorsa TCK 257/2 hükmüne göre ceza verilebilmektedir. İlliyet bağı başlığında konuyu biraz daha somutlaştıralım.

İlliyet Bağı

Malpraktis yani tıbbi hata sonucu hastanın vücut bütünlüğü ihlal edilmekte ve bir zarar meydana gelmektedir. Suç teorisine göre bir eylemin cezalandırılabilmesi için eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır.

Tıbbi hata ile hastanın durumunun ağırlaşmasına sebebiyet verilmesi veya ölümüne sebebiyet verilmesi halinde ortada bir tıbbi hata olmasının yanında bir de ortaya çıkan netice ile hekimin hatalı eylemi arasında nedensellik ilişkisinin kurulabilmesi gerekir.

Yaşanmış ölümlü bir vakıayı ele alalım: 40 yaşlarında bir hasta kalp ağrısı şikayeti ile acile başvuruyor, acilde kendisine ağrı kesici verilerek herhangi bir kalp grafisi vs. gibi kalp krizi şüphesine yönelik tetkikler yapılmadan taburcu ediliyor. Hasta taburcu edildikten çok kısa bir süre sonra kalp krizi nedeniyle ölüyor. Adli Tıp Kurumu hekimin acilde kalp grafisi tetkikini gerçekleştirmemesinin tıbbi hata olduğu ancak bu tıbbi hata yapılmamış olsaydı dahi ölüm neticesinin meydana gelebileceği doğrultusunda rapor düzenliyor. Artık bu rapordaki tespite göre hekiminin eylemi ile ölüm arasında illiyet bağının var olduğundan söz edilemez ve hekim taksirle öldürme suçundan cezalandırılamaz.

Hekim kamu görevlisi ise tam olarak bu noktada TCK 257/2 devreye girer. Her ne kadar hekimin eylemi ölüm neticesi ile uygun illiyet bağı içerisinde olmasa dahi eylemin kendisi başlı başına bir hukuka aykırılık içerdiğinden kamu görevlisi olan hekim hakında ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu oluşur.

Ceza Davası ve Tazminat Davası Arasındaki İlişki

Bir malpraktis söz konusu olduğunda genellikle mağdur tarafından savcılığa suç duyurusunda bulunulmakta, suç duyurusu ile beraber veya sonrasında tazminat davası da açılmaktadır. Savcı suçun işlendiği yönünde makul şüpheye sahip olursa iddianame düzenler ve ceza davası başlar. Bu esnada açılan tazminat davası da hukuk yargılaması olarak ayrıca devam etmekle birlikte genel olarak hukuk hakimleri ceza davasının neticesini bekletici mesele yapmaktadırlar.

Hukuk mahkemesi hakimi ceza yargılamasında çıkan beraat veya mahkumiyet ile bağlı değildir. Çünkü bir eylemin cezayı gerektirir bir suç olması ayrı şey, tazminatı gerektirir şekilde sözleşmeye aykırı olması ayrı şeydir. Ancak ceza yargılamasındaki maddi tespitler ile hukuk hakimi de bağlıdır.

Bunun haricinde kusur oranları ve zararın miktarı bakımından da hukuk hakimi ceza yargılamasındaki tespitler ile bağlı değildir. Hukuk hakimi ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporlarındaki kusur değerlendirmesinden ve tazminat hesaplamasından bağımsız olarak kendisi de bilirkişi marifetiyle kusur değerlendirmesi ve tazminat hesaplaması yaptırabilir.

Malpraktis Kavramının Hukuki Boyutu
5 (100%) 1 vote

Yorum Yap veya Soru Sor !

  Bildirimleri Aç!  
Bildir