Avukata SorHukuki sorunlarınızla ilgili iletişime geçebilirsiniz!

Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğu

Tedavi amaçlı da olsa insan üzerinde gerçekleştirilecek tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu için bir bir takım hukuka uygunluk koşullarının mevcut olması gerekir. Bu koşulların sağlanamaması halinde gerçekleştirilen müdahale hukuka aykırı olacağından müdahaleyi gerçekleştiren kişinin hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelebilecektir.

OKUMANIZ GEREKEN DİĞER YAZILARIMIZ!
Bu yazıyı okuduktan sonra aşağıdaki yazılarımızı da okuyunuz.

Aşağıya ayrıntılarıyla açıklanacağı üzerine insan üzerinde gerçekleştirilecek bir müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için her şeyden önce müdahaleyi gerçekleştirecek kişinin bu müdahaleyi gerçekleştirmeye yani tıp mesleğini icraya yetkili olması, müdahalenin vakıaya uygun gerçekleştirilmesi, hastanın tedavi hususunda bilgilendirilmiş olması ve rızasının alınmış olması gerekir.

hukuka uygun tıbbi müdahale

Tıp Mesleğini İcra Yetkisi

Öncelikle tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek olan kişinin müdahaleyi gerçekleştirmeye salahiyetinin olması gerekir. Cerrahi bir operasyonun gerçekleştirilmesinde bu salahiyet uzman doktorluk olarak karşımıza çıkarken, iğne enjekte edilmesinde hemşirelik ünvanı koşulun oluşması için yeterlidir.

Herhangi bir eğitim veya formasyondan geçmeden, salahiyeti olmadığı halde bireyler üzerinde tıbbi müdahaleler gerçekleştiren kişilerin cezai sorumluluğu doğacağı gibi meydana gelen zararlarda dolayı tazminat yükümlülükleri de meydana gelecektir.

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun‘un 25. maddesi diploması olmadığı halde, menfaat temin etmek amacına yönelik olmasa dahi hasta tedavi eden veya tabip ünvanı takınan kişilerin iki yıldan beş yıla kadar hapis ve bin göne kadar adli para cezası ile cezalandırılacakları düzenlenmiştir.

Hastalığa Uygun Tedavi

Diğer bir koşul olarak gerçekleştirilecek müdahalenin müdahale amacına ve hastanın durumuna uygun, modern tıbbın gelmiş olduğu seviye bakımından kabul edilebilir ve bilimsel temellere dayanıyor olması gerekir. Hastalığın gerektirdiği müdahaleden, tedavi yönteminden farklı bir uygulamanın gerçekleştirilmiş olması ve bu durumun hastanın durumunu daha da ağırlaştırmış olması halinde hiç şüphe yok ki cezai ve hukuki sorumluluk doğacaktır.

Bu noktada risk yarar dengesi kavramından da bahsetmekte fayda bulunmaktadır. Tıbbi müdahaleler ve ilaç tedavileri hastalığın tedavisi noktasında olumlu etkileri olduğu gibi bir takım yan etkiler de içerebilir. Hekim tedaviyi gerçekleştirirken yan etkileri de göz önünde bulundurarak tedavinin hastanın mevcut durumuna yapacağı olumlu katkıyı da gözeterek bir risk yarar değerlendirmesi yapacak ve yarar boyutunun ağır basması ve başka tedavi yönteminin de bulunmaması halinde uygulamayı gerçekleştirebilecektir.

Bilgilendirilmiş Rızanın Varlığı

Aydınlatılmış onam olarak da bahsedilen bu koşula göre gerçekleştirilecek tedavi hakkında hastanın ayrıntılı bir şekilde bilgilendirilmiş olması ve bu bilgilendirme çerçevesinde rızasının alınmış olması gerekir. Bilgilendirmenin tedavi sürecindeki uygulamaları, ulaşılmak istenen hedefi ve bu hedefe giden yolsa karşılaşılabilecek risk ve komplikasyonları içermesi şarttır.

Rıza sözlü veya yazılı olarak alınabilir. Herhangi bir uyuşmazlık doğması halinde rızanın yazılı alınmış olması hekime ispat kolaylığı sağlaması bakımından tavsiye edilen yöntemdir. Rıza ayrıca açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Yani hekimin tedavi hakkında bilgilendirme yaptıktan sonra uygulamaya geçmesine hastanın karşı çıkmaması halinde zımnen muvafakatının bulunduğu kabul edilmektedir.

Yasal olarak velayet altında olan veya kısıtlı olan kişilerin mutlaka veli veya vasisinden de rızanın alınmış olması gerekir. Örneğin 18 yaşından küçük bir çocuğun tedavisinde çocuğun rızası ile başlanan tedaviye velinin rızasının olmadığı anlaşılırsa bu durumda meydana gelecek zararlardan hekimin sorumluluğu gündeme gelecektir.

Rıza Aranmayan Durumlar

Bu başlık altında ilk olarak ele almamız gereken kavram ise varsayılan rıza kavramıdır. Acil müdahale gerektiren durumlardan hastanın bilincinin kapalı olması ve yakınlarının da müdahale esnasında mevcut bulunmamaları durumunda, müdahalenin gecikmesinin hastanın durumunu ağırlaştırması riskinin mevcudiyeti halinde hastanın müdahaleye rızasının var olduğu kabul edilmekte ve gerçekleştirilen müdahaleler hukuka uygun kabul edilmektedir.

Kanun’un müdahaleyi şart koştuğu bir takım özel durumlar bakımından da rıza şartı aranmaz. Bu düzenlemeler genelde toplum sağlığı ve genel sağlık kaygılarıyla yasalarda yer almaktadır. Örnek vermek gerekirse Umumi Hıfzısıhha Kanunu‘nun 67. maddesi ile kolera, veba, dizanteri gibi hastalıklarda hekimlere doğrudan müdahale yetkisi verilmekte, Sıtmanın İmhası Hakkında Kanun ise sıtma ile mücadele hususunda kan alma, teşhis ve ilaç tatbikine herkes tarafından müsaade edilmesi zorunlu kılınmaktadır.

Ayrıca Ceza Muhakemesi Kanunu‘nda da suç soruşturması ve kovuşturması kapsamında suçun aydınlatılabilmesi için şüpheli, sanık veya mağdurun vücudundan kan, idrar, saç, tükürük gibi çeşitli örneklerin hakim onayına bağlı olarak rıza aranmaksızın alınabilmesini mümkün kılınmaktadır.

Tıbbi müdahale ancak yukarıda sayılan koşulların bir araya gelmesi ile hukuka uygun hale gelmektedir. Malpraktis davaları çoğunlukla tıbbi müdahalenin bu koşullara aykırı olarak gerçekleştirilmesi nedeniyle hekimlerin aleyhine sonuçlanmaktadır. Hekimlerin veya diğer tıp uygulayıcılarının gerçekleştirdikleri tıbbi müdahale ve tedavilerde yukarıdaki hususlara dikkat etmeleri karşılaşmaları muhtemel olan dava ve soruşturmalara karşı kendilerini koruyacaktır.

Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğu
5 (100%) 1 vote

Yorum Yap veya Soru Sor !

  Bildirimleri Aç!  
Bildir